I insanlar gibi değil

Ve neden onların 'kötü' kararları sizin düşündüğünüzden daha akla yatkın olabilir. Science dergisi [2013 yılı] Ağustos ayında, yoksulluğun, bizzat kendisinin, okul, finans ve hayat hakkında karar alma yeteneğimize zarar verdiği ve 13 IQ puan kaybına benzer bir zihinsel yük getirdiği sonucuna varan çığır açıcı bir çalışma yayımladı. İnsanlar size kendilerini anlattıkları gibi değil, size yaşattıkları gibidirler. Kimini erken, kimini geç öğrenirsiniz. Ama öğrenirsiniz En yeni insanlar göründüğü gibi değil işte ah ah kitapları, yazarları, kitap incelemelerini, kitaplardan alıntıları, yazarlardan sözleri, okurları listeleyebilirsiniz. Kediler çocuk gibidir. “Kabloları çiğnerlerse gerçekten ne olur?” “X, Y veya Z ekseni zehirli midir?” gibi garip şeyler var. Ama yeni yavrum Şaban aksine, tırmanabiliyor ve sudan büyüleniyor. Yağmur, lavabolar ve evet… Lanet olası tuvalet. Beni duydun. Zihinsel kontrol listemde sürekli “Klozet kapağı aşağıda mı?” sorusu var. Bugün, bu sorunun cevabı ... (insanlar ölüme göre değil) alıntıları ... Bu gibi insanlar, kendi inandığı gibi, inanmayan kimseleri istedikleri gibi ezemezlerse, kendilerini manevi baskıda hissederler. _Savaş yalnız cephelerde savaşan askerlerin faaliyeti demek değildir. Bir ulkede butun vatandaşların her turlu calışma ve faaliyeti demektir. Ortak hedef ... İnsanlar ve bu akrabalarımız arasındaki benzerlikleri araştırdıkça daha fazla şey ortaya çıkarıyoruz. De Waal diyor ki “Biyologlara göre bizler birçok türden sadece bir tanesiyiz”. De Waal insanların da barışmak için yaptıkları gibi şempanzelerin de kavgadan sonra nasıl öpüşüp kucaklaştığını gösteriyor. İnsanların sadık olmadıkları konusunda bir köpekle karşılaştırma yaparak sorulan soruyu sizlerle paylaşmıştık. Şimdi bu soruya sizlerden gelen yanıtları yayınlıyoruz. Soru: Seminerimde biri bana yazılı soru verdi: 'Bir yönetici arkadaşım var, köpeğini çok seviyor. 'Köpeğim bana çok sadık ve hiç bana ihanet etmiyor. Hem bizimkiler insanlığa yaraşır davranışlarda bulunmuş, hem de karşı taraftakiler, yani “düşmanlar” da insanlığa yakışır birçok olaya sebep olmuşlardır. Her iki tarafın sebep olduğu insanlık dışı cinayetlerin yaşandığı gibi. Savaşlardır barbar olan, insanlar değil. Dali - Eylül 2020 Charles Bukowski (16 Ağustos 1920 – 9 Mart 1994), asıl adı Heinrich Karl Bukowski olan Amerikalı yazar ve şair. Yapıtlarında bazen Henry Chinaski ismini de kullanmıştır. Kadavradan rahim nakliyle anne olan Derya Sert, korona virüs sürecini normal insanlar gibi atlatacak Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Ana Bilim ...

Hz. Muhammed'in Ayı İkiye Yarması Mucizesi

2020.09.30 13:21 menrilium Hz. Muhammed'in Ayı İkiye Yarması Mucizesi

Hz. Muhammed'in Ayı İkiye Yarması Mucizesi

https://preview.redd.it/7qlinsse89q51.png?width=1121&format=png&auto=webp&s=493f7c1b09f403af5a5dd84f8fbdd78bbeb245bc
Konumuz bunun yalan olup olmadığı değil internette "NASA açıkladı..", "Ayın ikiye yarıldığını bilimsel araştırmalar kanıtladı" diye dolaşan avellerle ilgili. Eğer siz de bunlardan biriyseniz kötü bir haberim var.
Öncelikle Hz. Muhammed'in Ayı İkiye Bölmesi Mucizesini okuyalım..
Bir grup müşrik, Peygamber Efendimize gelerek, “Eğer sen, gerçekten söylediğin gibi Allah tarafından vazifelendirilmiş bir peygamber isen, bize Ay’ı ikiye ayır; öyle ki yarısı Ebû Kubeys dağı, diğer yarısı Kuaykıan dağı üzerinde görülsün!” dediler.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, “Şayet bunu yaparsam iman eder misiniz?” diye sordu.

Onlar, “Evet, iman ederiz” dediler.

Davasında haklı ve doğru olduğunu göstermek için mucizeyi istemek, peygamberin vazifesidir; istenilen mucizeyi yaratan ise Cenab-ı Hak’tır.

Ay’ın bedir haliydi; yani en güzel göründüğü on dördüncü gecesiydi.

Kâinatın Efendisi, Allah’ın emir ve iradesi dairesinde hareket eden Ay’a şehâdet parmağıyla işaret etti.

Bu Nebevî işaret kâfi geldi ve Ay ikiye ayrıldı; öyle ki yarısı müşriklerin istedikleri gibi Ebû Kubeys dağı üzerinde, diğer yarısı ise Kuaykıan dağı üstünde iki parça halinde göründü!

Resûl-i Kibriya Efendimiz, orada bulunan halka, “Şahit olunuz! Şahit olunuz!” diye seslendi.

Bu apaçık mucize karşısında da müşrikler, inat ve inkârlarından vazgeçmediler; üstelik, “Bu da Ebû Kebşe’nin oğlunun bir sihridir” diyerek asılsız bir te’vilde bulunup kendi kendilerini aldatma ve teselli etme yoluna saptılar. Gözleri önünde cereyan eden hadiseyi elbette inkâr edemezlerdi. İnkâr edemedikleri için de, çıkar yol olarak “Sihirdir” demek zorunda kalıyorlardı!
Sırf Resûl-i Ekrem Efendimizin davasını tasdik etmemek için bu apaçık mucizeye “Sihirdir” diyen müşrikler, aralarında şöyle konuşmadan da edememişlerdi:

“Şayet Muhammed büyü yaptıysa, bu büyüsü bütün yeryüzünü kaplayamaz ya! Etraftan gelecek olan yolculara soralım; bakalım onlar da gördüklerimizi görmüşler mi?”

Etraftan gelen yolculara sordular. Onlar da aynısını gördüklerini itiraf ettiler.

Bütün bunlara rağmen, ruhen ve kalben sönüp gitmiş, şirkle gönüllerini kirletmiş müşrikler, “İman ederiz” vaadinde bulundukları halde inanmadılar, ebedî saadetin kaynağına koşmadılar; üstelik arkasından da şöyle dediler:

“Ebû Tâlib’in yetiminin sihiri semâya da tesir etti!”

Peki bu olay hakkında diğer medeniyetlerden bir kaynak var mı? Yunan, Hint, Çin, Japon hiçbir kaynakta geçmemektedir. Bu medeniyetlerin yalan söyleyeceği düşünülemez islam karşıtlığı vs. de denilemez çünkü insanlar daha İslam'ın adını bile duymamıştı, ayın ikiye yarıldığını görselerdi illaki kayıtlarında bulunurdu ancak Arap kaynakları hariç hiç bir kanıt yok.

Günümüzdeki müslümanların iddialarının en büyük destek buldukları şey, NASA tarafından çekilmiş ay yüzeyi fotoğrafı. Fakat...
https://preview.redd.it/6k5m16j399q51.png?width=501&format=png&auto=webp&s=282da4874485e39de87ddfab2632e657f293dced
Ay'ın yüzeyi bilindiği üzere düz değildir ve böyle farklı şekillerin oluşması gayet doğaldır bunların sebebi yer kayması ve lav akıntılarıdır ve bunlar sadece Ay'a özgü şekiller de değildir. Gezegenlerde de görülebilir.
Yukarda görüldüğü gibi Ay'dakine benzer şekiller oluşabilir.
Objektif bir şekilde anlattım, benim şuan tam bir görüşüm yok ama bu ay yarılması olayında savunmak için imtihan sırrı herkes görse iman ederdi falan diyenler var, Ay yarılmış Ay ! Bunu herkes görsün ki kanıt olsun, hem bunu deyip sonra Nasa'nın çektiği fotoğrafı kanıt olarak sunmak çok saçma. Allah Ay'ı bölünce sadece Araplar görüyor Dünya'nın geri kalanına göstermiyor ama 1300 yıl sonra uzay aracı fotoğrafını çekiyor vay arkadaş be...
edit: fotoğrafları ve yazıyı farklı kaynaktan buldum ilk fotoğrafı direkt kendim ss alıp yaptım, diğerlerini bulup düzeltip yazdım.
submitted by menrilium to AteistTurk [link] [comments]


2020.09.30 11:46 kabil_ Ölümle ilgili kısa bir yazı

Ölümü son zamanlarda gerçekten çok düşündüm .Kendim için yaşayabilceğim muhtemelen en kötü şey ama sorun olan kendi ölümüm değil sevdiklerimin ölümü . Muhtemelen tarih boyunca gelebileceğimiz en kötü yer ve zaman ikililerinden birindeyiz ve kısıtlı zamanımızda bizi azda olsa mutlu edebilen insanların hepsi ölücek . Benim dinden çıkma sürecimde bunla ilgili aslında , ne kadar müslümanlıkta ahiret inancı olsada yinede sevdiğin insanları ya gördüğünde tanımayacaksın ya da hiç göreyeceksin . Belki daha önce böyle bişey yaşamadığım için çok kötü geliyor bilmiyorum ama şuanlık atlatılamayacak bir travma olur gibi hissediyorum . Sonuçta doğumundan beri yanında olan insanlar , birkaç ay uzak kalınca bile özlüyorsun . Yapıcak birşey yok yine her zaman ki gibi .
Not: Yazı biraz boş gelebilir banada öyle geldi açıkcası , ilk post olur öyle şeyler .
submitted by kabil_ to AteistTurk [link] [comments]


2020.09.29 22:25 thealienteen "KUR BENİM İÇİN ÖNEMLİ DEĞİL, HİÇ ORAYA BAKMIYORUM" MEALİ:

Enflasyon, işsizlik, ekonomi büyümesi gibi yüzdeleri ortalama bir insan hesaplayamayacağından dolayı kaynağı götümüz olarak gösterip insanları sikebiliyoruz ama Türk lirasının diğer para birimleri karşısındaki değerine bakmak herkesin 1 tık uzağında olduğu için kimseyi o yönde kandıramıyoruz o yüzden biz de sikimize takmıyor, bir sik ifade etmiyor tavrı takınıp aslında saman bile üretemeyen ülkemizin dolar ve euroya ne kadar bağlı olduğunu insanlara hissettirmeme taktiğini deniyoruz. Ama gel gör ki birer salak orospu evladı olduğumuz ve organize olmaya iqmuz yetmediği için insanları daha ne kadar uyuturuz bilemiyoruz. Gençlerin en büyük hazzı olan oyunların ve teknolojinin euroya ve dolara bağlılığını biliyoruz o yüzden götümüz tırsmıyor da değil. Keşke biraz aklımız çalışsa da insanları manipüle etmeye kafa yormak yerine biraz ekonomiye kafa yorsak da gerçekten türk lirasının değerini artırabilsek ama yok ant içtik bu ülkeyi sikmeden o koltuktan inmeyeceğiz..
Bu arada öğrenciyken pace üniversitesinde, new york'ta türk lirası mı yedin amk senin yönetimindeki ekonomiyle yaşayan insanlar neden yurtdışında okuyamıyor, başka ülkeleri gezemiyor sen kuru sikine takmayacaksın diye senin okuduğun okullarda okuyamayacakmıyız biz aq.
submitted by thealienteen to KGBTR [link] [comments]


2020.09.29 18:07 yuzenpipi KIRMIZI ODA İNCELEME. BOL BOL SPOI VAR ONA GÖRE OKUYUN

NOT : Ben yuzenpipi ve öncelikle yazıya başlamadan belirtmeliyim ki ben bir film/dizi yorumlayıcısı/analizcisi değilim ve yazdığım yazıda farketmeden spoi vermiş olabilirim ondan dolayı bunu göze alarak okuyunuz.
Yazıma başlamadan önce Türk dizi kültürüne ufak bir eleştiriyle başlayacağım.
Biliyorsunuz ki Türk dizi sektörü (şahsen ben izlemiyordum ama illaki denk geldim) iğrenç komedi içerikleri barındıran prodüksiyondan yoksun sanki 5. sınıfa giden bir çocuğun yazdığı senaryo ve metinden ilerleyen garip bir kazanç sektörüne dönüştü. Zengin çocuk ve muhafazakar aile / aptal aşiretler ve yasak aşk temalarından öte gidemiyor çok uzun süredir ha bi de MAFYA dizisi diye hitap ettikleri 3 5 yaşındaki çocukların izleyip izleyip psikolojisini bozan aptal dizileri de atlamazsak olmaz. Şu anki dizilerde gözlemlediğim ve reklamlarında olsun denk geldiğim ya da sosyal medyada bile alay konusu olan içeriklerinden bahsedecek olursak: Aile içi şiddet genelde çocuğa karşı ya da kadına karşı olarak işleniyor. Yasak aşk ve muhtemelen bunun da bir meyvesi. Sürekli silah çatışmaları aralıksız insan ölümleri. Bu tip olaylarda %99 ihtimalle polisin ve diğer kolluk kuvvetlerinin sessiz kalması (arka sokaklar felan izlemiyorsanız böyle oluyor genelde). Çok zengin bir çocuk ve muhtemelen çocuğun aşık olduğu güzel ama fakirlikten ağzı kokan bir kız aşkı (kızın %75 ihtimalle annesi ölmüş ve aptal bir babası/abisi var asla medeni insanlar olmuyorlar). Kendilerini "komik" sıfatına sokan iğrenç bel altı ve asla bırak yüz güldürmeyi bu ne amk dediğiniz espiriler. He bi de sanki mermi hilesi yazmışcasına asla bitmeyen şarjörler de işin içine girdiğinde ortaya Türk dizi kültürü çıkıyor. He bi de uzun bakışmalar "hint filmi" diye hitap ettiğimiz kültür bizim sinema sektörümüze de uğramış bulunmakta. Ben pek dizi izleyen birisi değilim hatta neredeyse izlemem hiç vaktim olmuyor pek ama arada ufak kaçamaklar yapıyorum. Bu arada daha demin değindiğim ve "vakit kaybı" diye hitap ettiğim dizilere asla vakit ayırmıyorum izleyenlerden duyduğum bilgiler ve 1 2 fragman izleyerek bazısının da özetini ne anlatmak istediğini okuyarak bu bilgilere vardım. Bana göre iğrenç sadece kar amacı güden ve prodüksiyondan uzak sıkıcı iğrenç dialoglarla dolu olan en ufak bir merak uyandırmayan ve bırakın 1 dakika sonrayı dizinin finalini tahmin edebileceğiniz basit hiçbirşeye benzemeyen bazı insanların deyimiyle "toplum ahlakını kötü etkileyen" sığ ve niteliksiz dizilerle dolu Türk televizyon ekranı. Unutmayın ben bir dizi analizcisi değilim sadece kendi yorumlarım bunlar yanlışı doğrusu olabilir hatta size göre tamamen yanlış olabilir bu benim kişisel düşüncem.
NOT 2 : Öncelikle dizinin şu an yayınlanmış 4 bölümü var ve bu bölümlerin tamamını izlediğimi belirtmem lazım. Ve toplamda 5 fragmanı var. Bildiğim kadarıyla TV8'de yayınlanıyor ama youtubeden izlemek daha iyi geliyor. Araya reklamlar girmiyor ve tuvalet çay doldurma su alma gibi molalar verebiliyorum durdurma imkanım var kısaca.
Şimdi yazıya geçelim,
Öncelikle sürekli Netflix'ten dizi izleyen isnanlar için "Kırmızı Oda" dizisinin bir bölümü nerdeyse içeriği sığ, eşcinsellik, black lives matter, ve bilimum herkesin bildiği sığ toplumsal mesajlarla dolu olan ve kötü oyunculukların master yaptığu bir Netflix dizisinin neredeyse bir sezonu uzunluğunda. Çoğu netflix dizisinin kötü oyunculuklarla dolu olması sürekli bir çok cinsiyet ya da eşcinsellik gibi temalarla dolu olmasına anlam veremediğim gibi hoşuma da gitmiyor. İzlediğim en ufak bir Netflix dizisi ya da filminde bile bir eşcinsel karakter görüyorum ya da sex içerikli oluyor. Komiklikten en ufak pay almamış sığ bir mizah anlayışıyla dolu olduklarını söylemezsem olmaz. Bu yüzden animasyon diye hitap ettiğim ve "rick and morty" gibi biraz daha adult kaçan dizileri filmleri izlemeyi seviyorum. Sebebi de çok bariz yukarıda ve aşağıda da defalarca kez belirttiğim oyunculuk hataları. İzlediğim animasyon dizi/film'lerinde neredeyse hiç kötü seslendirme ile karşılaşmadım ve keyif alarak izledim. Bilgisayar ortamında oluşturulan karakterlede olabilecek az kusur vardı ve bunları daha rahat kabullediğimden izleme açısından keyif alıyorum. Ama insanların oynadığı düşük bütçeli ergen dizileri de midemin içindekilerinin ekrana çıkmasını sağlıyor. Her dizi filmde sex ve eşcinsellik olmasın lütfen ben bazen "saf komedi" veya saf aksiyon ("bulletrain") olsun istiyorum ama kıçından başından biyerlerden 2 erkeği ya da 2 kadını bir şekilde seviştiriyorlar anlamıyorum bu politikayı. Her neyse artık yazımıza geçelim.
NOT 3 : Biliyorum hala diziyi anlatmaya bile geçemedim ama bana şu şekilde yaklaşmayın. Sen de hiçbir şeyi beğenmiyorsun diyeceksiniz. Herkesin kriterleri vardır ve ben biraz daha katı davranıyorum çoğu zaman acımasız davrandığım da söylenebilir. "Kırmızı Oda" dizisi çok mu iyi derseniz hayır değil ama son dönemde bırakın TV'yi diğer platformlarda bile karşılaştığım çoğu diziye açık ara fark atarak galip geleceğini söylemem gerekiyor. Oyunculuk kusurları benim gözüme çok batar ve bundan dolayı onlarca diziyi 1 2 bölüm izledikten sonra kenara bırakırım. Yine "bağzı" arkadaşlar diyebilir ki "çık sen oyna o zaman amk" ben kendi oyunculuğum hakkında bişey demedim. "Kötü" diye hitap ettiğim oyuncuların o rolü benden bin kat daha iyi oynadıklarına ve oynayacaklarına eminim. Ama vakit ve çoğu zaman para ayırdığınız bu tip şeylerin iyi olmasını olabilecek en üstün başarıyı görmek istersiniz. Ben de öyle birisiyim ve bir tık da bu konuda katı olduğumu söyleyebilirim. Yine diyeceksiniz ki "Kırmızı Oda" dizisinde hiç mi kötü oyunculuk yok? Şunu diyeceğim ki ben şu güne kadar izlediğim hiç bir filmde dizide kusursuz oyunculukla dolu bir yapıt görmedim ama bazı film dizilerde bunlar çok göze çarpmaz bazısındaysa gözleri kör eder yanakları al al yapar "bu ne ya?" dersiniz.
Bu bir "Kırmızı Oda" dizisi övme yazısı değildir
Ana oyuncular :
Binnur Kaya - Doktor Hanım Tülin Özen - Doktor Piraye Burak Sevinç - Doktor Deniz Meriç Aral - Doktor Ayşe Halit Özgür Sarı - Klinik Müdürü Murat
Yardımcı oyuncular :
Gülçin Kültür Şahin - Sekreter Tuna Sezin Bozacı - Kafe Görevlisi Aynur Baran Can Eraslan - Çaycı Hüseyin
(Burda da çaycı Hüseyin olması başta biraz komik gelmişti ama güzel rol yapan bir kişiyiyi seçmişler)
Konuk oyuncular (Psikolojik rahatsızlıkları olan insanları canlandıran oyuncular)
Emre Kınay (5-) Hakan Meriçliler (5-) Melisa Sözen - Alya (2-) Evrim Alasya - Meliha (1-) Salih Bademci - Mehmet (1-4) Hande Doğandemir - Nesrin (1-4)
NOT: Yanlarındaki sayılar hangi bölümler arasında oldukları ya da hangi bölümlerde oynayacakları anlamlarına geliyor
  1. NOT : İzlemeyi düşünenler ya da izleyenler için Salih Bademci ve Hande Doğandemir yani Mehmet ve Nesrin ismindeki oyuncuların 4. bölümden sonra var olacaklarından emin değilim ama galiba onların işleri bitti.
Oyuncu incelemesi:
Normalde ana oyunculardan başlanır ama benim başra Alya (Melisa Sözen) oyuncusuyla başlamak istiyorum çünkü mükemmel oynamış rolünü. Bağzı yerlerde (spoi geliyor) ruh hastalığını "Batman Dark Knight" filmindeki "Joker" (Heath Ledger)'den bile daha iyi oynadığını düşünmeye başladım. Duygu değişimlerini çok iyi yakalıyor bakışları hareketleri mükemmel oynamış. Umarım gelecekte de rol alacağı film/dizilerde de bu başarıyı elde eder. Gerçekten tebrik ediyorum kendisini.
Baş psikoloğumuz herkesin "Doktor hanım", "Doktorum" (Binnur Kaya) diye hitap ettiği oyuncumuz. İsminden tam emin değilim duyduğumu da hatırlamıyorum internetten baktım orda da doktor hanım yazıyor. Her neyse izlemek isterseniz ismi geçiyorsa öğrenirsiniz ismi o kadar da önemli değil. Binnur Kaya bir çok film/dizide oynadığımız çoğumuzun komedi dalında tanıdığı bir isim. Oyunculuğu ile dikkat çeken ve kaliteli işler başaran bir kişi umarım başarılarını devam ettirir. Dizide aşırı akıcı konuşmasıyla ve iç sesinin de kimi zaman devreye girmesiyle birlikte gayet kaliteli bir oyunculuk yakalamış. Diksiyonuyla ve değindiği konularla bazen "Lan bu kadın acaba gerçek hayatta da mı bir psikolog" diyebileceğiniz bir isim. Gayet şık kıyafetler de giyindirerek ve müthiş bir çalışma ortamıyla da desteklendirilerek çok kaliteli yaptığı "Psikolog" rolünü de yapımcı ekip çok iyi pekiştirmiş. Dizide her doktor farklı alanla ilgileniyor. Doktor hanım ya da gerçek ismiyle Binnur Kaya daha çok yetişkin insanlarla ilgileniyor.
Doktor Deniz diye hitap edilen Burak Sevinç adlı oyuncunun canlandırdığı psikolog "çocuk psikoloğu" diye de anılan bölümde hizmet veren kişiyi canlandırıyor. Şu an 4 bölüm yayınlandığı için bu bölümlerde pek gözükmese de sadece 1 hastayla olan konuşmasını ve yaşanan olayları görebildik 4. bölümde. Gayet kaliteli bir oyunculuk yapmasının yanında elleriyle de yaptığı tahtadan maket figürlerle de öne çıkarılmış bir karakter. Şık giyindiği ve mimiklerini iyi kullandığı için puanım Burağa 10 üzerinden 8. 2 puan nerden kırdın diye sorarsanız adamı dizide görmediğim için. Ama konuştuğu yerlerde de gayet iyi oynadığını söyleyebilirim.
Diğer doktorlar hakkında yorum yapamayacağım dizinin daha başlarında olunduğundan çok az konuşmaları var ama gayet iyi oynadıkları aşikar.
Gelelim yardımcı oyuncuları eleştirmeye,
Herkesin "Sekreter Tuna" diye seslendiği Gülçin Kültür Şahin'in rolü üstlendiği ve kliniğin sekreteri olan kişi. Çok baskın bir karakter olmamasına karşın eğlenceli dizinin depresif havasını az da olsa kıran ve "Doktor Hanım" kişisinin de önceden yakın arkadaşı diye belirtilen oyuncu. Sık sık odalara kahve götürmesi ve gelen hastalarla yukarı çıkıp kayıt döküm defterine yazı yazarken olan sahneler dışında görülmeyen bir karakter.
"Kafe görevlisi Aynur" rolünü canlandıran Sezin Bozacı, pek değil neredeyse hiç baskın olmayan bir karakter. Kafe görevlisi rolünden de anlayacağınız üzere kliniğin kafesinde çalışan kişi rolünü üstlenmiş durumda dizi başından beri 2 3 dk ekrana yansıtıldığını düşünüyorum ve bu karakteri atlıyorum.
"Çaycı Hüseyin" rolüyle ekrana gelen Baran Can Eraslan. Bildiğimiz Çaycı Hüseyin değil. Kekeme bir çocuk. Çay kahve felan yapıyor işte bi extrası yok. İyi oynamış rolünü ama birisinin çocuğa kekeme konuşmanın sadece takılarak ve kelimelerin baş harflerini uzatarak olmadığını söylemesi lazım.
Şimdi konuk oyunculara gelelim,
NOT : BURADA SPOİ OLABİLİR ONDAN DOLAYI BURAYI OKUMADAN GEÇMENİZİ TAVSİYE EDERİM. BEN YİNE DE SPOİ OLAN KISIMLARA SPOİ GELİYOR YAZACAĞIM.
NOT 2 : KARAKTERLERİ ANLAMAK İSTİYORSANIZ DA OKUYUN
Emre Kınay ve Hakan Meriçliler kişileri daha sadece fragmanda gösterildiğinden bunların rollerini bilmiyorum.
Melisa Sözen'in canlandırdığı "Alya" karakteri. Kısaca bahsetmek gerekirse,
(SPOİ VAR ATLA BURAYI)
Çok zeki bir kız, okuduğu bölümü 1.likle bitiren hali vakti gayet yerinde olan ailesinden sevgi görmemiş annesi ve babasını 3 4 sene önce kaybetmiş bir kız. Küçükken büyüdüğü "köşk" te dışlandığından psikolojik sorunları var. Aynalardan nefret ediyor ve dokunsanız ağlayacak gibi. Çocukken görmediği sevgi onu kitap okumaya itmiş ve konuşma problemi var akıcı konuşamıyor ve 4 yaşındaki kız çocuğundan farksız. Çok zengin olmasına rağmen bir evsiz gibi giyiniyor çocukluğunda takılı kalmış bir kişilik bozukluğu var.
(SPOİ BİTTİ)
Akıl hastası gibi davrandığı yerlerde gerçekten kaliteli bir oyunculuk gösterdiğini söylemeliyim. Yukarıda spoi diye belirttiğim kısmı 4. bölümün ilk yarısında öğreniyorsunuz.
"Meliha" isimli karakterin canlandırılmasında rol alan Evrim Alasya. Kadın rolünü gayet layığıyla yapan çok sıkıntı çekmesine rağmen zorluklara hala göğüs geren "Güçlü Kadın" tabirine tam olarak uyan kişi rolünü çok iyi oynamış. (Saçlarını da kısa kestirmiş gerçek bir güçlü kadın işte)
(SPOI ALERT)
Öncelikle dizinin kötü bulduğum yönünde de belirteceğim gibi Meliha karakterinin hikayesi aşırı abartılmış. 5. boyut filmine dönen hikayesinde aşırı derecede hüzün ve acı geçiyor. Kısaca özetlemek gerekirse babası annesini zamanında bir pavyondan ya da genelevden kaçırıyor babası ve annesi birbirlerine aşırı aşık olmalarına karşın 6 tane de çocuk yapıyorlar. İşin özeti meliha 6 kardeş büyüyorlar. Ama annesi ve babası birbirleri dışında kimseyle ilgilenmediği için bu çocuklar kendi başlarına düşe kalka büyüyorlar. Melihanın annesinin Pavyondan ya da Genelevden gelmesinden dolayı peşinden adamların gelme ihtimaline karşın dağın başında bir yere yerleşiyorlar babası ve annesi önceden. Gün geliyor ve pavyon /genelev sahipleri gelip bunların babalarını vuruyor ve en büyük kız kardeşi alıp götürüyorlar. Daha sonra polisler getiriyor kızı ama 5 gün boyunca 15 16 yaşındaki kıza tecavüz ediyorlar dizi gereği (böyle bir sahne yok tabii ki de) her neyse gel zaman git zaman yine anne aklını kaçırıyor felan derken geçinmek için yine anne orospu oluyor köyün erkekleriyle para karşılığı yatıyor. Anne aklını aşırı kaçırdığından olsa gerek gün geliyor yatağa düşüyor ve ölüyor. 2 erkek 4 kız kardeş ortada kalıyorlar. Anneyi de gömecek kimse olmadığından anneyi bu 6 kardeş en büyüğü tahminimce 16 17 yaşlarında en küçüğü de 3 yaşlarında olmak üzere. Bu arada en büyüğün bi küçüğü de 9 10 yaşlarında falan. Bi gariplil var orada. Neyse kardeşler alıyorlar kazmayı küreği anneyi gömüyorlar. Daha sonra büyük kız İstanbul'a kaçmak için ailecek, köyün erkekleriyle para karşılığı yatmaya başlıyor. Günler geçiyor para birikiyor derken İstanbul yolculuğu gerçekleşiyor. Büyük kız geneleve işe giriyor küçükleri de bir eve yerleştiriyor. Meliha dediğimiz kişi de genelevde çalışan kişinin bir ufağı. Meliha artık evin annesi rolünü üstleniyor 11 12 yaşındaki çocuk. Ablaları bunlara para yolluyor öyle hayatta kalıyorlar 3 5 yaşlarındaki ufak erkek çocukları marangoza işe giriyor o şekilde çocukluklarını geçiriyorlar. Gün geliyor ablalarını aradıklarında ablalarının 7 yerinden bıçaklandığını ve bu şekilde öldüğünü öğreniyorlar. Herkes perişan felan derken çocuklar çalışmaya başlıyor. Kızlar terzide oğlanlar da marangozda. Bu şekilde geçim sağlanıyor. Sonra herkes evleniyor derken meliha ev sahibiyle mecburi bir evlilik yapıyor. Adam Meliha'yı sürekli dövüyor derken 2 tane çocuğu oluyor Meliha'nın. Daha sonra evde bir yangın çıkıyor Meliha'nın büyük çocuğu yangında hayatını kaybediyor. Meliha'nın bilinen hikayesi bu.
(SPOI ENDS)
Meliha kaliteli bir işlenmiş bir karakter ve çok derin bir karakter. Dizide en çok göreceğiniz kısım Meliha karakterinin olacak.
Salih Bademci ve Hande Doğandemir'in canlandırdığı "Mehmet ve Nesrin" çifti. Bu ikilinin 2 tane de çocukları var. İlginç bir aile zenginler ama sorunları var. Açıkcası özellikle Salih Bademci çok iyi bir oyunculuk sergilemiş çok beğendim.
(SPOI ALERT)
Şimdi başlayalım karakterleri özetlemeye. Nesrin kişisinin pek bir geçmişini göremediğimizden sadece şu anını anlatacağım. Mehmet aşırı kıskanç psikolojik sorunları olan herşeyi şiddetle kavgayla çözen birisi. Nesrin dayak yiyen eş ve çocuklar da şiddet görüyor. Nesrin psikoloğa ayrılmak istediğini söyleyerek gidiyor. Mehmet kadını senelerce dövmüş.
Mehmet'in hikayesi de şu şekilde, çocukluğunda sürekli babasından dayak yiyen bir çocuk. Tüm ailesinden özellikle de babasından sürekli şiddet gören neredeyse her gün dayak yiyen ve bilimum bir çok sebepten ötürü dayak yiyen bir çocuk. En çok dayak yeme nedeniyse cılız ve hasta olması. Çocukluğu tramvatik geçerken ailesi abisini seviyor abisini asla dövmüyor ama diğerleri sürekli Mehmet'e fiziksel ve psikolojik şiddet uyguluyor. Gün geliyor askere gidiyor ve askerde de ne bir ziyaret ediliyor ne bir mektup telefon derken Mehmet aşırı sinirli eve geliyor ve ortalığın tabiri caizde amına koyuyor. Ardından ailesi bunu sinirli halde görünce Mehmet'i adam yerine koyuyor ve mehmetin her konudaki çözüm yolu şiddet oluyor. Çocuğunu da cılız diye döven Mehmet'in hikayesi galiba 4. bölümde bitiyor.
(SPOI ENDS)
Kaliteli oyunculuklar çıkarmışlar oyuncu da işini layığıyla yapmış ben beğendim.
Oyunculardan bahsetme kısmı bitti şimdi biraz da teknik detaylara geçeyim.
Dizinin ana konusu psikolojik rahatsızlıkları olan insanların ve psikoloji danışmanlarının aralarında geçen muhabbeti anlatıyor desek doğru olur. Bölüm sürelerinin çok uzun olduğunu söylemek gerekiyor, oralama 150dk diyebiliriz. Ondan dolayı çayınızı kahvenizi çerezinizi ve peçetenizi alıp ekran başına geçin. Sulu gözlü ya da hassas kalpliler için pek tavsiye etmediğim bir dizi. Çünkü çoğu yerinde gözlerinizi doldurabilecek sahneler var ve bu sahneler esnasında çalan müzikler ve yapılan oyunculuklar tek kelime ile ifade edilirse "MUHTEŞEM" bir Türk dizisi beni bu kadar duygulandırıp gözlerimden yaş düşme eşiğine getirmemişti. Dizinin en çok sevdiğim yerlerinden birisi de 2 tane aptal insanın aşkından ve arasında geçen kimsenin ilgilenmediği ilişkilerinden daha ve umarım hiçbir zaman bahsetmiyor oluşu. Dizinin daha teknik detaylarını merak eden arkadaşlar için kısa özet şu şekilde olacaktır:
Tür : Dram Psikolojik
Uyarlama Madalyonun İçi –Gülseren Budayıcıoğlu
Senarist : Banu Kiremitçi Bozkurt
Yönetmen : Cem Karcı
Başrol : Binnur Kaya Tülin Özen Burak Sevinç Meriç Aral Halit Özgür Sarı
Besteci : Fırat Yükselir
NOT: Dizinin bir kitap uyarlaması olduğunu bilmeyen arkadaşlar da yukarıda belirttim hangi kitap olduğunu.
Şimdi bence dizinin "+" ve "-" yönlerini kısaca ele almalıyım ve yazımı bitirmeliyim.
NOT : Dizi daha 4 bölümlük olduğu için çok +'sı az -' si olacaktır. Sebebi gayet basit, seyirci toplamak için çok kaliteli iş çıkarmaya çalışacaklar diye düşünüyorum ama bu başarının da her daim sürmesini istiyorum.
Dizide 2 aptalın aşkı anlatılmıyor. Daha çok toplumsal olaylara değindiğinden yaş kısıtlamasının üzerindeki herkes izlemeli bence. Psikoloğundan kahvedeki amcasına kadar herkes için ders niteliği taşıyan bazı yerleri var anlayıp yakalamasını bilene. Dizi sade yapılmış sürekli saçma sapan mekanlarda geçmiyor 1 2 tane farklı mekan dışında neredeyse hep klinikte ve kişilerin anlattıkları olayların gerçekleştiği yerlerde geçiyor. Bu da akılda kalıcılığı arttırıp " bu kimdi şimdi " ya da " bura nere" sorularıyla karşılaştırmıyor. İşi uzatmıyor uzun uzadıya bakışma sahneleriyle dolu değil dizi. Her saniyesi dolu dolu geçiyor. Ben duygusal şeyler izlemeyi sevmem ama güzel duygulandırıyor insanı burasını da iyi buldum. Oyunculuklar çok güzel olmuş sırıtan kimseyi görmedim daha hatta bazı yerlerde çok çok üst düzey işler ortaya çıkarılmış. Bir Türk yapımından beklemediğim bir iş ortaya serilmiş. Prodüktörler de kaliteli işler çıkarmışlar geçişler eski dönemde yaşanan yerledeki kıyafetler dizaynlar felan ince düşünülmüş güzel eklenmiş şeyler olmuş hep bunu da beğendim.
Eksi yönlerine geçeyim.
Notta da belirttim daha 4 bölüm olduğundan çok fazla eksi yönü yok dizinin ama 1 2 noktası var sıkıntılı olan.
Bazı yerler aşırı abartılmış Özellikle Melihanın hayatı. 5 tane 10 yaşlarında çocuğa ev veriliyor okula gitmiyorlar falan çok abartı bir hikaye olmuş. Melihanın kaliteli bir rol yapmasına karşın sürekli "Doktorum" demesi beni ara ara irite etmedi değil. Aynı şekilde Alya'nın da hikayesi bi tık abartıydı bunu ama kişilerin üstün oyunculukları kapatıyor diyebilirim sıkıntıları. Onun dışında psikolog sarılmıyor abi sarılsan bazıları icin herşey düzelecek sarıl be ablam artık izlerken benim sarılasım geldi Alyaya neyse bunları da hoş karşılayıp incelememi bitiriyorum.
Dizinin ilk 4 bölümüne 9/10 veriyorum.
NOT: ARKADAŞLAR BEN BİR ELEŞTİRMEN DEĞİLİM ONA GÖRE ATIP TUTUN VE TÜRK DİZİLERİNE KIYASLA YAPTIM YORUMLARIMI
submitted by yuzenpipi to KGBTR [link] [comments]


2020.09.29 12:47 panatlantism İslam evrimle çelişmez!

Şimdi şu agnostik kardeşinizin hipotezini dinleyin.
İlk insan Adem'dir demekle, insan şempanzeyle olan ortak atasından değişe değişe gelir demek birbiriyle çelişkili gibi görünüyor değil mi? Değil. Öncelikle Kuran'da Adem'in anne babasının olup olmadığına bakalım.
Âli İmran Suresi -59 : Muhakkak ki Allah’ın indinde (nezdinde) Hz. Îsâ’nın durumu, Hz. Âdem’in durumu (yaratılışı) gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi (ve o oldu).
Burada açıkça Adem ile İsa'nın yaratılış durumunun aynı olduğu anlatılıyor. Peki İsa hakkında ne biliyoruz? Bir annesi vardı ve annesinin rahmine yaşadığı yer ve zamandaki insanların genlerine benzer bir gene sahip olan bir embriyo olarak yerleştirildi.
O yüzden diyorum ki, Adem ilk insan değildi, nuh tufanından (karadenizin marmarayla bağlanması) birkaç bin yıl önce gönderilmiş olan bir peygamberdi.
Peki hepimiz Ademoğulları değil miyiz?
Evet öyleyiz (belki). Hatta diyeceğim ki, Kuran'da insan diye geçen canlılar aslında sadece Adem'in soyundan gelenler insanlar, diğer kavimlerden olan insanlardan cinler diye söz ediliyor. O yüzden sürekli "insanlar ve cinler" tabiri geçiyor. Ademoğulları da İsrailoğulları gibi bir tabir, sadece daha geniş. İnsanlar+cinler=bütün Homo Sapiens.
Bu arada neden İslam evrensel değil ve tek bir noktaya inmiş, bütün insanlara gönderilmiş olduğunu iddia etmesine rağmen? Çünkü sadece insanlara inmiş, ortadoğu insanına yani, cin olan insanlar inansa da olur ama zorunda değiller, Pasifik okyanusunun ortasındaki bir adadaki kabilenin hayatta kalmaya çalışırken yaratıcısını aramasını, zekat vermek için parayı icat etmesini beklememiş Allah. Yapsalar güzel olur, Müslüman kabul edilirler ama yapmazlarsa ölünce kafir gibi değil Allah'ın diğer canlıları (maymun vs) yargıladığı gibi yargılanacaklar.
(bazı) cinlerin ateşten yaratılması şöyle olabilir, onlar vücut sıcaklığı yüksek olan neandertaller. Sembolik olarak düşünmek gerekirse ateşleri yüksek. 2. seçenek olarak şöyle olmuş olabilir, onlar ruhen insan gibiler (insan=bütün Allah'a tapmakla yükümlü olan uzaylılar vs canlılar) bedenen ateşler
Cin kısmı yanlış olabilir ama Adem kısmını bir düşünün.
submitted by panatlantism to KGBTR [link] [comments]


2020.09.29 01:34 aprencher ÜNİVERSİTELERDE ONLİNE EĞİTİM

HİKAYEYİ GEÇMEK İÇİN İLK 5 PARAGRAFI ATLAYIN.
YORUMLARINIZI MERAK EDİYORUM, OKUDUYSANIZ LÜTFEN YORUM ATIN.
ÖNEMLİ: Bu post bir üniversite öğrencisi tarafından atılmaktadır, anlatılanlar tamamen gerçek olup en ufak bir abartı bulunmamaktadır.
Herkese merhaba, ben ülkemizin iyi diye tanımlanabilecek bir üniversitesinde mühendislik eğitimi görmekteyim. Kafam gerçekten çok karışık, ve bu postu atmak için en uygun yerin burası olduğunu düşünüyorum (muhtemelen yanlış ama). Bildiğiniz gibi bahar döneminde eğitim online olarak gerçekleştirildi ve beklenmedik bu süreçte de birçok adaptasyon sonucu ortaya çıktı. Ben de Türk eğitim sisteminin çöküşüne çok yakından tanık olmuş ve eğitim hayatının büyük çoğunluğunu iyi devlet okullarında geçirmiş, o okulların ne hale geldiğine yıllarca tanık olmuş biri olarak sizinle paylaşmak istediğim şeyler var.
Online eğitim döneminde sınavların başlangıcında itibaren hocaların gerçekten çok pasif kaldığını farkettim, ve bunu yaşça ortalamanın üzerinde olmalarına verdim. Hocalardan aylarca ses seda çıkmadı, sonrasında ise sınav takvimleri yavaş yavaş açıklanmaya başlandı. Bu süreç içinde evden çıkmadım, ve zaten matematik ve fiziği sevdiğim için MIT OCW ve Youtube gibi yerlerden eğlenerek öğrenmeye devam ettim. Ancak sınavlarda kamera ve ses denetimi yapılmadığından dolayı 90 ortalamalar vs. çıkmaya başladı ve işin rengi de biraz değişti anlayacağınız. Daha ilk fizik sınavından sorular Chegg isimli ödev sitesinde çıkınca mail bombardımanı oldu, ve hocalarımızca bu bir isyan olarak algılandı. Elbette ki bunda birkaç tane düşük zekalı insanın saçma sapan maillerinin de katkısı olmuştur. Ancak ikinci sınavda hocalar tarafından da bir art niyet söz konusu olup bu sefer de normalde 90 dakikada 4 soru sorulan sınavların kitaplar notlar zaten açık bahaneleriyle 60 dakikada 15 test sorusu ve eski tarzda da 3 soru sorulmasıyla sadece kopya çekenin iyi not aldığı bir sistem ortaya çıktı.
Bu süreçte ise hiçbir şey yapılmadı, ve dönem öylece bitti. Sonrasında ise ortalamalar zaten yüksek denilerek katolog yapıldı, acemiliğimden olsa gerek dumura uğradım. AA vereceğim ders kopya çekmediğim için DC gelmişti. Sonrasında ise sınavların kameralı yapılacağını duyunca dersi yaz okulunda tekrar almaya karar verdim.
Dersi seçtim, ve nihayet sınav zamanı gelmeye başladı. İlk quiz, ve sorular gözükmüyor, işaretlenen sorular işaretlenmedi gözüküyor, bir sürü hata var anlayacağınız. Ders için kurulan Whatsapp grubunda en sakin kişi bendim diyebilirim. Çünkü bu bir hataydı, ve herkes hata yapabilirdi. Mailler atıldı ve derslerde kimsenin mağdur edilmeyeceği, 3. bir quiz yapılacağı ve en iyi ikisinin notunun dikkate alınacağı söylendi. Sonra 1. sınav geldi; ilk sorunun doğru cevabı şıklarda yoktu, ve cevap anahtarında yanlış vardı. Bu da olabilirdi ancak derste hocanın da geveleyip sorunun cevabı şöyle işte matematiğini sonra göstereyim demesiyle bir huzursuzluk yaşadım diyebilirim. Karşımdaki bir fizik profesörüydü, üstelik o soru sırasında nasıl çözüleceğini izah eden de oydu. Bu arada ben en düşük notumda ortalamanın çok üstünde notlar alıyorum kopya çekilmediği için, ancak sınavların gerçekten insancıl olmadığının da farkındayım bi taraftan. Normalde Giancoli'nin fizik kitabında en zor elektrik sorularını çözüyorum, ve çıkmışlar falan da bu kadar zor değil ben en zoruyla hazırlanıyorum.
Diyorum ki abi curve düşük çıkar, finalden bi 80 90 çakarım, zaten bütün konuları biliyorum, hepsinden sorular çözdüm, ancak işler umduğum gibi gitmedi. Sınavda başladı elim ayağım titremeye, formülü zor yazıyorum, zaten sorulara tekrar dönemiyorum, neyse son soruda da hesap hatası yapınca bugün 50 civarı bir not aldığımı öğrendim, ve yanlışlarıma baktığımda ise basit işlem hataları yaptığımı gördüm. Aslında bütün soruları rahat kafayla çözsem direk 90 üstü garanti, ancak aldığım puan bunun yarısı. Normalde şu an milletin çatır çatır döküldüğü sınavdan 100 alıp 86 puan toplamış bir insan olarak yarın gireceğim make up quizini düşünüyordum ancak bunun yerine bu postu atıp sizlerle emeklerimin hiç oluşunu paylaşıyorum.
Gelelim soruna, ya abi siz üniversitede hocasınız hayatınızda bilgisayar da mı kullanmadınız? Kendi sorduğu soruyu çözemeyen hoca yapmışlar abilerim ablalarım. Her sınavda cevap anahtarı yanlış mı çıkar? Online eğitim sürecindeyiz, kimse alışık değil ancak neden en iyisini biz biliriz havasındasınız hep? Ya hiç mi koymuyor abi ortalama 35 40 çıkınca. Üniversite hocaları da artık kıdemli bir memur gibi salla başı al maaşı kıvamında mı gerçekten? Bu sorunun tek farkında olan kişi ben miyim? Öğrencilere stres dolu sınavlar yaptıktan sonra ben bu satırları yazarken bile dişimi sıktığımı hissetmek zorunda mıyım? İnsancıl mı bu sistem? Ne oldu etik değerlere? Toplu mail atıyoruz isyan olarak algılayıp sınavı zorlaştıran mı dersin, son sınavda düşük ortalama çıkınca gizliye alan mı dersin ben bunları yaşamadan inanacak bir insan değildim. Gerçekten değildim. Yani bu kadarı fazla geliyor artık. Sorun bende olsa zaten ortalamadan düşük notlar almaya devam ederdim. Ancak öğrenmeye değil de şansa ya da beni sürekli süreyle yarışmaya iten bi sınav istemiyorum. Bu ülkede benim oturduğum sıralardan geçmiş insanların bile bana işkence ediyor olması zoruma gidiyor artık. Ben bunu hakedecek bir şey yapmadım. Bu milletim çocuğuyum, bu topraklarda büyüdüm, yere çöp dahi atmam, hayatımda kavga etmedim, aldığım bir teknolojik ürünün milli servet olduğunun farkında olurum ve mümkün olduğunca kullanmaya çalışırım, insanlara zarar verme amacı gütmem, ve en sonuncusu sınavlarda da kopya çekmem (ki şu an bu yüzden ağlıyorum). Bu muameleyi de bir türlü anlamış değilim.
Bir de "Notumu slaytımı paylaşmıyorum yha derse gelenin bi farkı olsun" diyen hoca tipi var. Ya hocam sen insanlar öğrensin bir yere gelsin diye mi uğraşıyorsun, yoksa dersime gelin de önümde secde edin diye mi? Gİrmiyorum hocam dersine her dersten önce boş mail atma bana artık, hayatında bir kere CS50' de David Malan'ın heyecanıyla anlattın da biz mi dinlemedik? Vallahi anlamış değilim. Biçerdöver gibi İngilizce hocalarıyla büyüdüm, okuduğum fen lisesinden mezun olduğumda iyi hocaların çoğu emekli oldular, şu an üniversiteye hazırlanan kardeşimin okulundaki çoğu öğretmenin kendi kursu var, "Valla iyi ya onlayn okullar açılmasın cnm zaten benden de özel ders istiyolar işte" kıvamındalar hepsi. Özel liselerde haftalık 40 saat eğitim verilip güya indirimle bile fahiş paralar isteniyor, okuldaki öğretmen online dersi zor açıyor. Zoom altyapısı kullanan eba çöküyor, daha bunlar da benim şahit olduklarım.
Buraya kadar okuyan herkese teşekkür ederim. İyi geceler, sağlıklı günler.
submitted by aprencher to Turkey [link] [comments]


2020.09.28 20:41 aprencher AMINI IZDIRABINI SİKEYİM

Uzun bi yazı yazıcam içimi dökmek istiyorum, lütfen yorumlarda tatavasını yapmayın.
Ya amına koyayım ben iyi bi ünide makine okuyorum. Online eğitim sürecinde çalıştığım kadar tüm derslere çalışsam ortalığın içinden geçerdim. Yaz okulunda ders alıyorum çıkmışlarla alakası yok. Defter kitap açık diye yarım saatte normalde yapılan sınavın iki katı soru soruluyor ve 90 yerine 30 40 dakika süre veriliyor. Kitap zaten açık deyip soruları da en zor seviyelerden seçiyorlar. Gereksiz ne kadar sabit varsa hepsini ezberledim soru çözmekten. Dersi verecek yetkinliğe ulaştım, ama sınavda sorulara geri dönemiyosun ve sadece cevabı doğru ya da yanlış yazmış olduğuna göre puan alıyorsun. Ben bu zor sorulara bile tek atarken gel gör ki işlem hataları yapıp ortalamanın üstünde olsam bile istediğim puanı alamıyorum, ve hocalar tarafından sürekli mağdur ediliyorum.
Sonra yüzbinlerce andaval her gün maskesiz dışarı çıkıp kafeleri tıklım tıklım dolduruyor diye, millet sikinin keyfine tatile gidiyor diye benim okulum online oluyor. Eğitim zaten kimsenin umrunda değil, hocalar bile hiçbir şeyi umursamıyorlar, mağdur edilmeyeceksiniz deniyor, verilen sözler tutulmuyor, hocalar hiçbir şeyi umursamıyor, toplu mail atınca isyanmış gibi algılanıyor, elin andavalları diğer sikko anadolu ünilerinde bedava geçip ortalama kasarken ben burada hocaların sikinin keyfine kalıyorum. Adamlar sınav yapıyor cevap anahtarında yanlış var ama bahaneler hazır sınav zaten defter kitap açık. Defter kitap açık ama tüm konuların yerlerini bilseniz bile soru çözmediyseniz o sürede sadece soruyu anlayıp değerleri hesap makinesine yazıyorsunuz zaten.
En son öğeniyorum ki muhteşem haşmetli yök online eğitim kararı almış. Sonra girip bakıyorum ki ulan ünileri açsan zaten millet sikişmeye gidiyor diye yorumlar amk. Bu da yetmezmiş gibi #karantina #evdekal diye tweet atan tayfa tatile gidip sonra da ailesinin yanına gelip yaşadığım sik kadar yere virüsü getiriyor. Amına koyayım abi böyle ülkenin de böyle milletin de. Her amk yeri güvenli, kafeler restoranlar güvenli, ama sadece okula gidemiyoruz. Yeter abi artık liselerde zaten hocalar kendi kurs açıp özel ders veriyorlar, parası olan okuyor amk. Özel okullar ders yapıp devlet okullarında "Ben bunu kullanamıyorum ki ya!" diyen öğetmenler, zoom altyapısını kullandığı halde çöken bir eba var. Artık zaten sinirlenmiyorum, sadece yüksek lisans için vs yurtdışına gidip orada uzun yıllar kalmak istiyorum. Yeter artık amk hayallerimi çaldığınız, önümü kestiğiniz. Ülkenin en iyi ünilerinde "Yha notumu slaytımı paylaşmicam derse gelenle gelmeyenin bi farkı olsun" diyen hocalar var.
Ulan 2 3 hafta önce banyoya tadilat yaptırdık, usta geldi muhabbet ediyoruz adam nerde okuduğumu falan soruyor, söyleyince şekli değişiyor. "Ben oraları biliyorum diyor ahlakı kötü oraların." Sana mı kaldı benim ahlakımı sorgulamak vasıfsız orospu evladı. Sıva çekmekten başka bir şey yapayan adam gelmiş bana laf sallıyor, sen niye polislik denemedin ki diyor.
Ortalık mal orospu evladı dolu, bi kere bir şey almaya çıkıyorum millet maskeyi koluna takmış yürüyor amk. Hepinizin amına koyayım buradan. Yeter abi artık ben yıllardır yere çöp atmayan, teknolojik alet aldı mı işlevini yitirene kadar kullanmaya çalışan, hayatında bi kere kavga etmemiş, ülkeme faydalı olmak isteyen bi insanım. Ama sonuca gelince küçük şehirde yaptığınız topuz bile laf oluyor amk. Sikimde mi? Hayır. Ama bunu haketmiyorum. Ben esnaf tipli emekli olmasına 2 3 sene kaldığı halde yaz okulunda dahi insanların beynini siken bi hoca istemiyorum artık. Düzgün Atatürk milliyetçisi insan da kalmadı zaten memlekette. İnsanlar milliyetçi olmayı Trump'a tweet atmak zannettiği için kötü bir şey zannediliyor.
Ulan şehirde bi tane işlek cadde var onda da amk bekçileri volta atıp akşamlara kadar kız kesiyorlar. İş uydurup lise mezunu adamları bekçi, bilgisayar kullanamayan adamları memur diye kadroda tutuyorlar. Geçen PTT 1 haftadır şubede beklettiği ürünü 2 günde de teslim edemeyince güya bir sonraki gün 7.20'de getirdiğini iddia edip, 7.50 de de şubeye bırakmış. Şikayet ettim bir şeyler zırvalamışlar gittim kendim aldım.
Amına koyduğumun karantinasında bile her yaşadığım aksilik amk. Ev desen hayvanat bahçesi gibi amına koyim hep bi gürültü var televizyon saatlerce açık tek eğlencem bi redbull açıp reddite bakmak zaten onu bile zor sokuyorum eve alkolüm sigaram yok peder ben doğduğumdan beri sigara içiyor bunun bile tatavası yapılıyor evde.
Bunlara rağmen hala elimdekilerle mutlu olmaya çalışıyorum, hatta oluyorum bile amk. Çok fazla şey gerekmiyo beni mutlu etmek için zaten. Liptonun çayı, sikko kaçak çay, lükse kaçacaksak Redbull, Kurukahveci'nin filtre kahvesini içip lolün turnuva özetlerini izleyerek mutlu olabiliyorum amk. Bi saat yürüyüşe çıkıp müzik dinleyeyim iki maNga şarkısı dinleyip ulan benim gibi insanlar da var, birbirimizi bulacağız diyorum mutlu oluyorum.
Ulan iyi kötü spora gidiyordum göbek falan vardı ama bir şeyler beceriyodum o da kalmadı 100 kiloya çıktım. Stresten yapacak bir şey bulamamaktan yedik yedik çorabı rahat giyemez hale geldik anasını satayım.
Bir gün bu ülkeden gideceğim, gidersem bir daha döner miyim bilmiyorum. Ama artık buraya aitmiş gibi hissetmiyorum, insanların önyargılarından, "Orda kızlarla erkekler aynı tuvalete giriyomuş" yorumlarından iyice sıkıldım. Kendimi bir yere ait hissetmeyeceğimden neredeyse emin olsam da en azından liyakat görmek beni rahatlatır diye düşünüyorum. Nasıl olsa toplumlar da kendileri gibi insanlar tarafından yönetiliyorlar, belki de ben buraya ait değilimdir. Belki fazla kafaya takıyorumdur, belki onlar haklılardır. Arada gençliğe hitabeyi alıyorum elime, bi acaba diyorum, sonra geçiyor. İnsanların sığ muhabbetlerinden bıktım, bir yere varmayan kavgalardan, insanların ikiyüzlülüğünden de bıktım artık.
Buraya kadar okuyanlara teşekkürler, iyi geceler herkese.
submitted by aprencher to KGBTR [link] [comments]


2020.09.28 11:32 AUSSIETRIBECHIEF Osmanlı'da gizli şintoizm akımı ve Atatürk

Tarihin sırlarına hoşgeldiniz arkadaşlar. Bugün sizlere Osmanlı'daki Şintoizm akımından bahsedeceğim.
1600lü yıllarda reform ve rönesans hareketlerinin başlamasıyla batı ilerlemeye başlamıştır. Osmanlı bu hareketlerin arkasında kalınca "batılaşma" hareketleri ile yeni bir ülke örnek olmuştur bu ülke ise JAPONYA'dır.
Eğer ki bu batılaşma hareketleri batı ülkelerinden etkilenme olsaydı batıcı subaylar Fransız ve İngiliz yanlısı olması gerekirdi ama hayır, batılaşma için aynı Osmanlı gibi kendini kapatan Japonya model seçilmişti.
1826 yılında Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunun kurulması ile Japonyalaşma çalışmaları başladı. İsimdeki "Asakiri" kelimesi aslında Japoncadaki "tüfekli asker" anlamına gelen "ashigaru" kelimesinden türemeydi.
İkinci Abdülhamit zamanında Japonya ile ilişkiler artık gizliden açığa çıkmaya başlar. Mektuplaşmalar ve hediyeleşmeler gerçekleşmiştir.
1904-1905 yıllarında Japonya ile Rusya savaşa girmiştir. Bu sırada Osmanlının Japonya ile iyi ilişkiler kurduğunun farkında olan Volga Tatarları hemen Japonya'ya göçmüştür. Volga Tatarı olan Kadı Abdürreşit İbrahim Efendi, Mehmet Akif Ersoy'un dostudur. İbrahim Efendi Japonya'ya gidince Mehmet Akif Ersoy ile iletişimine devam etmiş olmalı ki gizli şintoist olan Mehmet Akif Ersoy onun dilinden ama kendi kaleminden şu şiiri yazmıştır:
Sorunuz, şimdi, Japonlar da nasıl millettir?
Onu tasvîre zafer yâb olamam, hayrettir!
Şu kadar söyliyeyim: Dîn-i mübînin orada,
Rûh-i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda
Siz gidin, safvet-i İslâm´ı Japonlarda görün!
O küçük boylu, büyük milletin efrâdı bugün,
Müslümanlık´taki erkânı siyânette ferîd;
Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd.
Doğruluk ahde vefâ, va´de sadâkat, şefkat;
Âcizin hakkını i´lâya samîmî gayret;
En ufak şeyle kanâ´at, çoğa kudret varken,
Yine ifrât ile vermek, veren eller darken;
Kimsenin ırzına, nâmûsuna yan bakmıyarak
Yedi kat ellerin evlâdını kardeş tanımak;
“Öleceksin!” denilen noktada merdâne sebat;
Yeri gelsin, gülerek oynıyarak terk-i hayat;
İhtirâsât-ı husûsiyyeyi söyletmiyerek
Nef -i şahsîyi umûmun kine kurbân etmek
Daha bunlar gibi çok nâdire gördüm orada.
Âdemin en temiz ahfâdına mâlik bir ada.
Medeniyyet girebilmiş yalınız fenniyle...
O da sahiplerinin lâhik olan izniyle.
Dikilip sâhile binlerce basiret im’ân;
Ne kadar maskaralık varsa kovulmuş kapıdan!
Garb´ın eşyâsı, eğer kıymeti hâizse yürür;
Moda şeklinde gelen seyyie gümrükte çürür!
Gece gündüz açık evler, kapılar mandalsız;
Herkesin sandığı meydanda bilinmez hırsız.
“Togo”nun umduğumuz tavrı mı vardır? Nerde?
“Gidelim!” der, götürür sonra gelip tâ yanıma,
Çay boşaltırdı ben içtikçe hemen fincanıma.
Müslümanlık sanırım parlıyacaktır orada;
Sâde Osmanlıların gayreti lâzım arada
Misyonerler, gece gündüz yeri devretmedeler,
Ulemâ vahy-i İlâhîyi mi bilmem, bekler?
Şu dizelere dikkat edin! "Dîn-i mübînin orada,
Rûh-i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda
Siz gidin, safvet-i İslâm´ı Japonlarda görün"
Japonların o zamanlar Budizm şeklinde yaşadıkları din herhangi bir Japon tarihçisine sorsanız Şintoizm olduğunu söyler. Ancak Mehmet Akif Ersoy (veya Mefumetsu Akifu) gizli Şintoizmini daha da saklamak için buna "İslam" diyor. "Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd" derken Mefumetsu efendinin Şintoizmi aynen İslam olarak kabul ettiği tek farkın monoteist olduğu anlaşılmakta! Peki bu zamanlarda tek tanrıcı şintoist mezhepleri var mı? Var!
-Tenrikyo (1838 yılında Nakayama Miki tarafından kuruldu. Tanrılarına "Tenri" (Tengri?!?!?!) demekteler)
-Konkokyo (1859 yılında bir gelenek olarak başladı. Evrenin "Kami" isminde bir Tanrı olduğuna inanırlar)
Mefumetsu Akifu'nun Cumhuriyet zamanında milli marş yazacak kadar yükselmesi tabii ki tesadüf değildir. İttihat ve Terakki aslında Şintoist bir örgüttür başlangıçta ve Mustafa Kemal (Musutafa Kamaru) bu örgüte bundan dolayı kayıt olmuştur. Mehmet Akif ile bir iletişimi elbette buzamanlarda olmuştur.
Osmanlı 1918 yılında savaşı kaybedince kaznaan taraf olan iki devlet (o zamanlar güçsüz olan Amerikanın bile bize bulaşmasına rağmen) bizi işgalden çekinmiştir. Biri Japonyadır ikincisi ise şintoizm etkisinde bir ezoterik milliyetçilik etkisi altında kalan (ki sonradan bu Faşizm ismini alacaktır) İtalya. Musutafa Kamaru tüm kararlığıyla islamcı ve haçlı orduları püskürtmüştür. Yeni kurulan şintoizm temelli cumhuriyette şintoizm gelenekleri sürdürecektir.
Atatürk ismi あた (ata) "ben" ile Türk kelimelerinin birleşimidir. Atatürk zamanının liderlerinin aksine endüstriyelleşmenin yanında doğaya da değer veren bir insan. Bu yönü birçok anısının yanında aynı zamanda Atatürk Orman Çiftliği gibi bir yeri koruma altına almasıyla da görülebilir. Bunun sebebi doğayı kutsal bilen şintoist gelenekleri olabilir mi?
Peki Atatürkçülük (Ben-Türk hareketi) ne üzerine kuruldu? Altı ok.
Yedi sayısının Japonya'da kutsal olduğunu biliyor muydunuz? Peki yedinci saklı ilke nedir, bu anayasada geçer "Sosyal Devlet" ilkesi. Peki neden ok? Ta-da! https://japanesemythology.wordpress.com/arrow-charms/
Peki Atatürk neden birçok Türk miti varken dişi kurt yani "asena" mitine bu kadar ilgi duydu? Bu fotoğraflardan anlayabildiğimiz kadarıyla https://mobile.twitter.com/Altiok1919/status/906414397400248320 neredeyse bir kült şeklindeymiş bu mit. Asena kelimesinin eski Türk aşireti olan "aşina" ailesinin isminin bozulmuş hali desem inanır mısınız https://en.m.wikipedia.org/wiki/Ashina_tribe ? Peki bu aile ile aynı isimde Japonya'da bir aşiret olduğu https://en.m.wikipedia.org/wiki/Ashina_clan_(Japan)) ?
İstiklal marşındaki şu sözler ezoterik bir anlam içermekte aslında:
"O zaman vecd ile bin secde eder, varsa taşım,
Her cerihamdan, İlahî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruhumücerret gibi yerden naaşım,
O zaman yükselerek arşa değer belki başım."
Taş neden secde etmekte? Türk kültürüne yabancı olduğu için tabii ki garip geliyor bu cümle. Şintoizmde taşlar yaşamaktadır (dosojin, taşlar aynı insanlar gibi büyüyüp yaşayıp ölmekte). Secde ile kastettiği ise "dogeza" yani Japon kültüründe özür dileme. Yani mezartaşım benim adıma sizden hatalarım için özür dileyecek ölümümden sonra demek istemekte.
Sonra ise şintoizmdeki animizm veriliyor. Ruh bedenden ayrılıp ilahi bir kuvvet şeklinde boşalıyor. Ve yeni bir beden olarak mezardan ayrılıp özgürlüğe kavuşuyor.
Tabii ki tek şintoist Atatürk değil. İsmet inönü (Isumetto) ve diğer Atatürkçüler de şintoizme göre hareket etmekte.
Neden "Güneş dil teorisi" mesela? Şintoizmdeki en güçlü Tanrıça Amaterasu'nun güneşi mi? Güneş Dil Teoristleri'nin Japonca hakkındaki görüşleri neydi?
Ve (Tanrı rahmet eylesin) Atatürk vefat etti. Ve Atatürkçüler (Isumetto dahil) onu şanı şöhretine uygun bir şekilde Türkiye'nin en büyük Şinto Tapınağını inşaat edip gömecekti. Şinto Tapınağı demek tabii ki ibadet edilen yer anlamında değildir, "Shinto Shrine" denir bu yerler eve türbe işlevinden tut kutsal emanet saklama yerine kadsr her türlü işlevi görür. Ve Şintoist geleneklere uygun bir şekilde Anıtkabir'e gömüldü. Atatürk'ün rabutunun yanlarında animistik geleneğe sadık şekilde konulmuş kaplar içinde topraklar vardır.
Atatürkçü dönemden kalma askerlerin yemek duası (Tanrımıza hamd olsun duası)(Tenri?) aslında bir Türk geleneği değildir. Japonların yemekten önce yaptığı "Itadakimasu" ayinidir. 2017 yılında Erodğan hükümeti bu duayı ortadan kaldırmıştır.
Evet, bugünlük sohbetimiz de bitti. Görüşmek üzere!
submitted by AUSSIETRIBECHIEF to KGBTR [link] [comments]


2020.09.27 22:08 GnosticTurk Osmanlıda Gizli Şintoizm Akımı ve Atatürk

Tarihin sırlarına hoşgeldiniz arkadaşlar. Bugün sizlere Osmanlı'daki Şintoizm akımından bahsedeceğim.
1600lü yıllarda reform ve rönesans hareketlerinin başlamasıyla batı ilerlemeye başlamıştır. Osmanlı bu hareketlerin arkasında kalınca "batılaşma" hareketleri ile yeni bir ülke örnek olmuştur bu ülke ise JAPONYA'dır.
Eğer ki bu batılaşma hareketleri batı ülkelerinden etkilenme olsaydı batıcı subaylar Fransız ve İngiliz yanlısı olması gerekirdi ama hayır, batılaşma için aynı Osmanlı gibi kendini kapatan Japonya model seçilmişti.
1826 yılında Asakir-i Mansure-i Muhammediye ordusunun kurulması ile Japonyalaşma çalışmaları başladı. İsimdeki "Asakiri" kelimesi aslında Japoncadaki "tüfekli asker" anlamına gelen "ashigaru" kelimesinden türemeydi.
İkinci Abdülhamit zamanında Japonya ile ilişkiler artık gizliden açığa çıkmaya başlar. Mektuplaşmalar ve hediyeleşmeler gerçekleşmiştir.
1904-1905 yıllarında Japonya ile Rusya savaşa girmiştir. Bu sırada Osmanlının Japonya ile iyi ilişkiler kurduğunun farkında olan Volga Tatarları hemen Japonya'ya göçmüştür. Volga Tatarı olan Kadı Abdürreşit İbrahim Efendi, Mehmet Akif Ersoy'un dostudur. İbrahim Efendi Japonya'ya gidince Mehmet Akif Ersoy ile iletişimine devam etmiş olmalı ki gizli şintoist olan Mehmet Akif Ersoy onun dilinden ama kendi kaleminden şu şiiri yazmıştır:
Sorunuz, şimdi, Japonlar da nasıl millettir?
Onu tasvîre zafer yâb olamam, hayrettir!
Şu kadar söyliyeyim: Dîn-i mübînin orada,
Rûh-i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda
Siz gidin, safvet-i İslâm´ı Japonlarda görün!
O küçük boylu, büyük milletin efrâdı bugün,
Müslümanlık´taki erkânı siyânette ferîd;
Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd.
Doğruluk ahde vefâ, va´de sadâkat, şefkat;
Âcizin hakkını i´lâya samîmî gayret;
En ufak şeyle kanâ´at, çoğa kudret varken,
Yine ifrât ile vermek, veren eller darken;
Kimsenin ırzına, nâmûsuna yan bakmıyarak
Yedi kat ellerin evlâdını kardeş tanımak;
“Öleceksin!” denilen noktada merdâne sebat;
Yeri gelsin, gülerek oynıyarak terk-i hayat;
İhtirâsât-ı husûsiyyeyi söyletmiyerek
Nef -i şahsîyi umûmun kine kurbân etmek
Daha bunlar gibi çok nâdire gördüm orada.
Âdemin en temiz ahfâdına mâlik bir ada.
Medeniyyet girebilmiş yalınız fenniyle...
O da sahiplerinin lâhik olan izniyle.
Dikilip sâhile binlerce basiret im’ân;
Ne kadar maskaralık varsa kovulmuş kapıdan!
Garb´ın eşyâsı, eğer kıymeti hâizse yürür;
Moda şeklinde gelen seyyie gümrükte çürür!
Gece gündüz açık evler, kapılar mandalsız;
Herkesin sandığı meydanda bilinmez hırsız.
“Togo”nun umduğumuz tavrı mı vardır? Nerde?
“Gidelim!” der, götürür sonra gelip tâ yanıma,
Çay boşaltırdı ben içtikçe hemen fincanıma.
Müslümanlık sanırım parlıyacaktır orada;
Sâde Osmanlıların gayreti lâzım arada
Misyonerler, gece gündüz yeri devretmedeler,
Ulemâ vahy-i İlâhîyi mi bilmem, bekler?
Şu dizelere dikkat edin! "Dîn-i mübînin orada,
Rûh-i feyyâzı yayılmış, yalınız şekli Buda
Siz gidin, safvet-i İslâm´ı Japonlarda görün"
Japonların o zamanlar Budizm şeklinde yaşadıkları din herhangi bir Japon tarihçisine sorsanız Şintoizm olduğunu söyler. Ancak Mehmet Akif Ersoy (veya Mefumetsu Akifu) gizli Şintoizmini daha da saklamak için buna "İslam" diyor. "Müslüman denmek için eksiği ancak tevhîd" derken Mefumetsu efendinin Şintoizmi aynen İslam olarak kabul ettiği tek farkın monoteist olduğu anlaşılmakta! Peki bu zamanlarda tek tanrıcı şintoist mezhepleri var mı? Var!
-Tenrikyo (1838 yılında Nakayama Miki tarafından kuruldu. Tanrılarına "Tenri" (Tengri?!?!?!) demekteler)
-Konkokyo (1859 yılında bir gelenek olarak başladı. Evrenin "Kami" isminde bir Tanrı olduğuna inanırlar)
Mefumetsu Akifu'nun Cumhuriyet zamanında milli marş yazacak kadar yükselmesi tabii ki tesadüf değildir. İttihat ve Terakki aslında Şintoist bir örgüttür başlangıçta ve Mustafa Kemal (Musutafa Kamaru) bu örgüte bundan dolayı kayıt olmuştur. Mehmet Akif ile bir iletişimi elbette buzamanlarda olmuştur.
Osmanlı 1918 yılında savaşı kaybedince kaznaan taraf olan iki devlet (o zamanlar güçsüz olan Amerikanın bile bize bulaşmasına rağmen) bizi işgalden çekinmiştir. Biri Japonyadır ikincisi ise şintoizm etkisinde bir ezoterik milliyetçilik etkisi altında kalan (ki sonradan bu Faşizm ismini alacaktır) İtalya. Musutafa Kamaru tüm kararlığıyla islamcı ve haçlı orduları püskürtmüştür. Yeni kurulan şintoizm temelli cumhuriyette şintoizm gelenekleri sürdürecektir.
Atatürk ismi あた (ata) "ben" ile Türk kelimelerinin birleşimidir. Atatürk zamanının liderlerinin aksine endüstriyelleşmenin yanında doğaya da değer veren bir insan. Bu yönü birçok anısının yanında aynı zamanda Atatürk Orman Çiftliği gibi bir yeri koruma altına almasıyla da görülebilir. Bunun sebebi doğayı kutsal bilen şintoist gelenekleri olabilir mi?
Peki Atatürkçülük (Ben-Türk hareketi) ne üzerine kuruldu? Altı ok.
Yedi sayısının Japonya'da kutsal olduğunu biliyor muydunuz? Peki yedinci saklı ilke nedir, bu anayasada geçer "Sosyal Devlet" ilkesi. Peki neden ok? Ta-da! https://japanesemythology.wordpress.com/arrow-charms/
Peki Atatürk neden birçok Türk miti varken dişi kurt yani "asena" mitine bu kadar ilgi duydu? Bu fotoğraflardan anlayabildiğimiz kadarıyla https://mobile.twitter.com/Altiok1919/status/906414397400248320 neredeyse bir kült şeklindeymiş bu mit. Asena kelimesinin eski Türk aşireti olan "aşina" ailesinin isminin bozulmuş hali desem inanır mısınız https://en.m.wikipedia.org/wiki/Ashina_tribe ? Peki bu aile ile aynı isimde Japonya'da bir aşiret olduğu https://en.m.wikipedia.org/wiki/Ashina_clan_(Japan) ?
İstiklal marşındaki şu sözler ezoterik bir anlam içermekte aslında:
"O zaman vecd ile bin secde eder, varsa taşım,
Her cerihamdan, İlahî, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruhumücerret gibi yerden naaşım,
O zaman yükselerek arşa değer belki başım."
Taş neden secde etmekte? Türk kültürüne yabancı olduğu için tabii ki garip geliyor bu cümle. Şintoizmde taşlar yaşamaktadır (dosojin, taşlar aynı insanlar gibi büyüyüp yaşayıp ölmekte). Secde ile kastettiği ise "dogeza" yani Japon kültüründe özür dileme. Yani mezartaşım benim adıma sizden hatalarım için özür dileyecek ölümümden sonra demek istemekte.
Sonra ise şintoizmdeki animizm veriliyor. Ruh bedenden ayrılıp ilahi bir kuvvet şeklinde boşalıyor. Ve yeni bir beden olarak mezardan ayrılıp özgürlüğe kavuşuyor.
Tabii ki tek şintoist Atatürk değil. İsmet inönü (Isumetto) ve diğer Atatürkçüler de şintoizme göre hareket etmekte.
Neden "Güneş dil teorisi" mesela? Şintoizmdeki en güçlü Tanrıça Amaterasu'nun güneşi mi? Güneş Dil Teoristleri'nin Japonca hakkındaki görüşleri neydi?
Ve (Tanrı rahmet eylesin) Atatürk vefat etti. Ve Atatürkçüler (Isumetto dahil) onu şanı şöhretine uygun bir şekilde Türkiye'nin en büyük Şinto Tapınağını inşaat edip gömecekti. Şinto Tapınağı demek tabii ki ibadet edilen yer anlamında değildir, "Shinto Shrine" denir bu yerler eve türbe işlevinden tut kutsal emanet saklama yerine kadsr her türlü işlevi görür. Ve Şintoist geleneklere uygun bir şekilde Anıtkabir'e gömüldü. Atatürk'ün rabutunun yanlarında animistik geleneğe sadık şekilde konulmuş kaplar içinde topraklar vardır.
Atatürkçü dönemden kalma askerlerin yemek duası (Tanrımıza hamd olsun duası)(Tenri?) aslında bir Türk geleneği değildir. Japonların yemekten önce yaptığı "Itadakimasu" ayinidir. 2017 yılında Erodğan hükümeti bu duayı ortadan kaldırmıştır.
Evet, bugünlük sohbetimiz de bitti. Görüşmek üzere!
submitted by GnosticTurk to kopyamakarna [link] [comments]


2020.09.27 17:58 rokakak Türk olmak vs Türkiyeli olmak

Türk olmanın "olması gereken" tanımı türkiye vatandaşı olan herkesin türk olarak sayılmasıdır. Ama pratik olarak biz bu tanımı uygulamıyoruz. Türkiyede türk olmak azınlık olmayan herkes şeklinde algılanıyor. Azınlıklar arasında türk olduğunu kabul eden var, ve olması gerektiği gibi "x asıllı türküm" ya da " x - türküm" diyenler ama karşılarında bu tanımı da yeterli görmeyip hayır sen sadece türksün türk diyeceksin diye diretenler de var ya da hayır türk değisin diyen. Türklük üzerine böyle bir anlam karmaşası olduğu için ve vatandaşlık yerine ırki olarak kullanılan bir kelime olduğu için de "türkiyelilik" kelimesi türedi. Sizce bu noktadan sonra "türkiyelilik" kelimesi mi benimsenmeli (ki bence türk kelimesi başından beri türkiyelilik anlamını çağrıştırmalıydı), yoksa türk kelimesinin sahip olduğu bu anlam karmaşasına son verilip vatandaşlık anlamı mı kazandırılmalı? Bence türklüğün böyle bir anlam kazanması zor çünkü bizim dilimizde turkic-turkish diye bir ayrım yok, millet hala kendini orta asya türkleriyle kıyaslıyor amkkfdsmfs. Bence ideal olan türkiyenin adının türkiye değil Muz Cumhuriyeti gibi hiçbir etnisiteyle alakası olmayan birşey olmasıydı, hepimiz muzlu olurduk, ya da Anadolu gibi birşey (tamam daha gerçekçi bir örnek), bence insanlar kendilerini anadolulu olmakla daha çok özdeşleştirirdi. Tabii şuan öyle birşey olmayacağına göre neyi benimsemeliyiz? Siz ne düşünüyorsunuz?
submitted by rokakak to svihs [link] [comments]


2020.09.27 15:07 WARCRY_ Yurtdışında kalır mısın?

Birçok insan türkiyeden gitmek istediğini söylerken gerekçe olarak ekonominin sik gibi olması ve bir şeyi 3-5 katı fazla fiyatla almanın yada eğitim sistemi ve müfredatın boş olması veya eğitimi bitirsen bile istediğin iş imkanı bulamamaktan şikayetçi.
Ama bunlar çözülse bile burda kalmak istemem. Sorun tam olarak bunlar değil benim için.
Sorun davarlarla aynı yerde durmak istememek.
Sorun çete gibi dolaşan kekolar, etek altı kesen barzolar, yani kısacası toplumun anasını siken insanlar, ve bunlara hiçbirşey yapmayan sikik hukuk sistemi.
Sorun 7/24 boş yaz dizisi izleyip yuvarlanıp gidiyoruz diyen insanlar. Yani kısacası "kalitesiz" insanlar. Toplum berbat abi yani bunu kabul edin artık. Türk milletinin hiçbir ırktan üstün olduğu falan yok. Kaldı ki ırk, millet diye birşeyde kalmadı. Millet, insanların kendi gibi düşünen insanlarla birlikte yaşamak ve birbirlerine bağlamak için koyulmuş birşey ama artık aynı ırka mensup olupta aynı duyguları, düşünceleri, hırsları paylaşan yok. Çünkü global bir dünyadayız artık. İstediğimiz zaman bizim gibi düşünen insanları bulabiliriz. Yani kültür dışında milliyetçiliğin pekte anlamı kalmadı.
Toplumun sonsuza kadar böyle kalacağını söylemiyorum. Kişisel gelişim denilen şey inkansız değil. Herkes yapabilir. Mesela ben bi 3-5 yıl öncesine baksam o zamanlar ne kadar işsiz, amaçsız, bir hobisi yada yeteneği olmayan, sohbet edebilecek kadar bilgi haznesi bile olmayan biriydim. Geriye dönüm baktığımda çok açık bir şekilde nasıl geliştiğimi görebiliyorum. Ama bu toplumun gelişimi yakın bir gelecekte olacak gibi durmuyor. Olsa bile bizim neslimiz değil sonraki nesiller bunun meyvesini yiyebilir.
Yurtışında yada avrupada mükemmel bir toplum bulacağınızı söylemiyorum. Ordada her boka sikko sikko bilgisiz bilgisiz cevap veren dayılar teyzeler olacak. Hatta bunlara "karen" diyorlar. Kekolar ve gettolar olacak.
Ama orda bu aptal orospu çocukları burda olduğu gibi çok değiller ve istedikleri her boku yapamıyorlar çünkü orda gerçek bir toplum var öyle bizimki gibi yalandan siyaset, hukuk, eğitim falan yok.
Belki türkçeyle türklere hitap ederkenki kadar kadar kendinizi ifade edemeyeceksiniz ama alışacaksınız. Ve muhtemelen çoğunuza bunu söylememe bile gerek yok ama. pişman olmayacaksınız
submitted by WARCRY_ to KGBTR [link] [comments]


2020.09.26 17:51 INeedSomeNick WHY ANTI-CIVILIZATION? A Short Introduction to Green Anarchy (Türkçe Çeviri)

MAKE INCELDOM GREAT AGAIN hareketi öncülüğünde, "yeşil anarşi" temalı yazının çevirisini sizlere takdim ediyoruz.
Çeviri:
- UnaBomber
- INeedSomeNick
Aşağıdaki bildiri, orijinal olarak “Disorderly Conduct” adlı fanzin’de yayınlandı. Bu bildiri, medeniyet karşıtı fikirlere temel bir giriştir. Ne zaman çevremizdeki bağlı olduğumuz hapishane toplumuna baksak, medeniyet karşıtı argümanların oldukça mantıklı olduğunu görürüz.
Uygarlığın tamamen yok edilmesi, bir sonraki bütün insan olmayan/insan hayvanların ve Dünya’nın kurtuluşu için!
- Feral Space vegan sXe anarşist kolektifi
Dünya’da olan biten bu kadar şeye rağmen neden bu vahşi fanatikler, anarşizmi reddedenler, kaosun habercileri ve (((derin düşünen ekolojistler))) medeniyete saldırmak için bu kadar çok zaman harcıyor?
Aşağıdaki bildiri, Dover-Delaware’de; aralarında Chevron, Pepsi-CO, Microsoft, Sierra Club, Kuzey New Jersey Anarko-Stalinist Federasyonu, Michael Albert ve Sosyal Ekoloji Enstitüsü’nün de bulunduğu bir koalisyon’un yakın bir zamanda yapmış olduğu toplantı bölgesinde parçalanmış bir halde bulundu. İşte bu parçalanmış belge, yeşil-anarşist ve anarko-ilkelci eylemlerin-fikirlerin yayıldığının bir kanıtıdır!
Bildiri # 23
Genellikle hayallerimizin gerçekçi olmadığı, taleplerimizin imkansız olduğu, "medeniyetin imhası" gibi gülünç bir konsepti teklif ettiğimiz için aklımızın başımızda olmadığı söylenir. Böylece, bu öz demecin neden bugün bize dayatılan gerçeklikten tamamen farklı bir gerçeklikten daha azını kabul etmeyeceğimize açıklığa kavuşturacağını umuyoruz. Biz insan deneyiminin sınırsız olasılıklarının hem ileri hem de geri uzandığına inanıyoruz. Bu gerçeklikler arasındaki ihtilafı çökertmeyi umuyoruz. "Gelecekteki-ilkel" gerçekliği için çabalıyoruz, bir zamanlar bütün atalarımızın tanıdığı bizim de tanıyabileceğimiz bir gerçeklik: teknoloji-öncesi/sonrası, endüstri-öncesi/sonrası, koloniyel-öncesi/sonrası, kapitalizm-öncesi/sonrası, tarım-öncesi/sonrası ve kültürel gerçeklik-öncesi/sonrası bir zamanlar olduğumuz ve yeniden olabileceğimiz gibi, vahşi!
Şuan nerede olduğumuz, bu noktaya nasıl geldiğimiz, nereye gittiğimiz; özellikle de nereden geldiğimiz gibi temel soruları sormanın gerekli olduğunu düşünüyoruz. Bu durumu, reddedilemez bir kanıt, cevap yada bir kurtuluş reçetesi gibi göreceğimize bir hakimiyete başkaldırı veya farklı bir dünya yaratmak gibi düşünmeliyiz.
Biz, anarşinin mutlak bir özgürleştirici deneyim ve doğal bir durum olduğuna inanıyoruz. İnsanlar, medeniyetin (ve onun yozlaştırıcı etkilerinin) öncesinde ve dışındayken daha iyi bir seçeneklerinin olmamasından sebebiyle anarşisttiler ve öyledirler. Tarihimizin geniş bir zamanında; hükümet, temsilci, ve hatta kültür denen soyut bir kavramın aracılığı olmadan yüz yüze kararlar alan küçük ölçekli gruplar halinde yaşardık. Herhangi bir aracı olmadan iletişim kurduk, algıladık ve yaşadık. Ne yiyeceğimizi, bizi neyin iyileştirdiğini ve nasıl hayatta kalacağımızı biliyorduk. Çevremizdeki Dünya’nın bir parçasıydık. Birey, grup ve hayatın geri kalanı arasında yapay bir ayrım yoktu.
İnsanlık tarihinin geniş kapsamında, çok da uzun olmayan bir zaman önce (10 000 ila 12 000 yıl önce) birkaç insan grubunda bazı değişiklikler meydana geldi. Bu insanlar, “hayat veren” Dünya’ya daha az güvenmeye ve Dünya ile kendi aralarında ayrım yaratmaya başladılar. Bu ayrılık, medeniyetin temelini kurdu. Bu ayrım, fiziksel bir olgu olmamasına rağmen medeniyet çok gerçekçi bir görünüme sahiptir. Hatta daha çok bir yönelim, zihniyet veya bir paradigmadır. Kendisi, kontrole ve yeryüzü sakinlerinin hakimiyetine dayanır.
Medeniyetin ana kontrol mekanizması evcilleştirmedir. Evcilleştirmeyi, çiftleştirmeyi ve modifikasyonu insanlık yararı için (fakat öncelikle iktidar veya iktidardakiler için) kontrol altında tutar. Evcilleştirme süreci, insanları göçebelikten daha hareketsiz ve yerleşik bir yaşam tarzına doğru kaydırdı. Bu durum, daha sonraları “mülk” diyeceğimiz (geçici ve organik bir bölgeden çok daha farklı bir dinamik) güç noktaları yaratmaya başladı. Evcilleştirme ise bitkiler ve hayvanlar ile insanlar arasında totaliter bir ilişki yarattı. İşte bu zihniyet, diğer insanların hayatı da dahil olmak üzere diğer yaşamları evcilleştiricilerden ayrı olarak görür. Yine aynı zihniyet; kadınların, çocukların ve kölelerin boyun eğmesi için rasyonelleştirir. Evcilleştirme, genetik yapımız da dahil olmak üzere bütün vahşi yaşamı, patolojik bir modern deneyimle beraber kolonize etmek isteyen güçtür.
Medenileşme sürecinde önemli adım tarımsal topluma doğru yönelimdir. Tarım ehlileştirilmiş bir ortam yaratır ve "Dünya temin eder" konseptini "Dünya'dan ne üretebiliriz?"e döndürür. Evcilleştiren doğaya ve onun döngülerine karşı çalışmaya, onunla birlikte yaşayan ve onu anlayan kimseleri yok etmeye başlar. Patriarkinin kökünü burada görebiliriz. Sadece toprağın değil, ayrıca onun meyvelerinin de toplanmasının kökünü de görebiliriz. Toprağa sahip olma ve artı-değer kavramları kurumsallaştırılmış hiyerarşiler ve organize harbı da içeren daha önce görülmemiş güç-dinamikleri yaratır. Sürdürülemez ve felaket bir yola düşmüşüz.
Sonraki bin yıllar içerisinde, kolonici ve emperyalist mentalitesi nihayetinde -elbette "kitleler" ve "vahşiler"e bunun doğru ve iyi olduğunu inandırmaya çalışan dinci-propagandacıların yardımıyla-bütün gezegeni talan etmesiyle hastalık sirayet eder. Kolonicinin lehine, insanlar birbirine düşürülür. Kolonicinin sözleri yeterli kalmadığında, kılıç soykırımsal çarpışmadan hiçbir zaman çekinmez. Sınıf ayrımları daha da keskinleşince geriye sadece sahip olanlar ve sahip olmayanlar kalır. Vericiler ve alıcılar. Yönetenler ve yönetilenler. Duvar yükseltilir. Bu niyeyse çoğu insanın doğru olmadığını bildiği ve her zaman buna karşı mücadele edenlere rağmen, bize nasıl her zaman böyle olduğunun söylendiğidir.
Kadınlar, fakirler, yerliler, toprağa-bağlı yaşayanlar ve vahşiye karşı verilen savaşların hepsi birbirine bağıntılıdır. Medeniyetin gözünde, bunların hepsi mülkten-sahip çıkılması, yerden çıkarılması ve kontrol ve güç için manipüle edilmesi gereken- başka hiçbir şey değildir. Hepsi kaynak olarak görülür ve güç-yapısının işine yaramadıkları anda, toplumun çöplüğüne atılmaya mahkumdurlar. Patriarki ideolojisi otonomi ve sürdürülebilirliğin üzerine kontrol, içgüdü ve anarşi üzerine sağduyunun, özgürlük ve vahşiliğin üzerine düzeni dayatandır. Patriarki yaşamın kutlanılması yerine ölümün dayatılmasıdır. Binlerce yıldır yaşamı talan ederken kurumsaldan bireysele insan deneyiminin bütün seviyelerini kontrol eden patriarkinin ve medeniyetin motivasyonları bunlardır.
Medenileşme süreci zaman içerisinde daha rafine ve verimli olmaya başladı. Modus operandisi ve hakimiyetinin boyutunu ve hala neyin fethedilmesi gerektiğini ölçen kapitalizm oldu. Bütün gezegenin haritası çizildi ve bütün topraklar kuşatıldı. Nihayetinde çok sayıda insanın hedefleri ve değerlerini yönetici sınıfın lehine ortaya koyduğu için- ulus-devlet toplumsal gruplaşmanın ideal halı oldu. Devlet ve şimdi daha güçsüz olan kilise tarafından propaganda sayesinde yüzeysel hayırseverlik ve demokrasi, vatandaşlık gibi konseptler kaba kuvvetin bazılarının (ama çoğunun değil) yerine geçti. Modernitenin şafağı yaklaşınca, işler baya sarpa sarıyordu.
Gelişim süreci boyunca teknoloji gittikçe daha büyüyen bir role sahipti. Doğrusu medeniyetin ilerleyişi her zaman gittikçe daha kompleksleşen, verimli ve yenilikçi teknolojilerinin gelişimiyle direkt olarak bağıntılı ve onun tarafından belirlenme şeklinde olmuştur. Teknolojinin mi medeniyeti yoksa medeniyetin mi teknolojiyi ilerlettiğini söylemek zor. Teknoloji, medeniyet gibi, fiziksel formdan ziyade bir süreç ya da komplike bir sistem olarak görülebilir. O kendiliğinden iş bölümü, kaynak çıkarımı, güç (teknolojiye sahip olanların) tarafından sömürülmeyi gerektirir. Onunla etkileşim ve sonuçları her zaman aracılı, yabancılaşmış aşırı-yüklü gerçeklik olmuştur. Hayır, teknoloji nötr değil. Teknolojiyi kontrol eden ve teknoloji üretenlerin değerleri ve hedefleri her zaman teknoloji kazınmış halde bulunur. Basit aletler bir yana, teknoloji bulaşıcı ve kendini iten daha büyük bir sürece bağlıdır. Teknolojik sistem her zaman ilerler ve her zaman kendisini desteklemek, beslemek, geçindirmek ve kendini satabilmek için her zaman yeni yollar icat etmek zorundadır. Modern-tekno-kapitalist yapısının anahtar parçası sanayiciliktir, temeli merkezileşmiş güç ve insanların ve doğanın sömürülmesi üzerine kurulu mekanize edilmiş üretim sistemi. Sanayicilik ekosid-çevrekırım-, soykırım ve emperyalizm olmadan var olamaz. Sürdürülmesi için baskıya,
toprağa el koymaya, zorla işe, kültürel tahribata, asimilasyona, ekolojik yıkıma ve küresel ticarete izin vermekten öte hepsini gerekli bulur. Sanayiciliğin hayatı standartlaştırması bunu somutlaştırır ve metalaştırır-Bütün hayatı potansiyel kaynak olarak görmek-. Teknoloji ve sanayicilik hayatın tamamen evcilleştirilme olasılığını açtılar (medeniyetin son çağı) neo-yaşam çağı.
Böylelikle şu an kıyametimsi gelecek ve yeni dünya u soslu post-modern, neo-liberal, biyo-teknolojik, siber-realitenin içindeyiz. Daha kötüye gidebilir mi? Ya da her zaman bu kadar kötü müydü? Vahşileşmenin nasıl olabileceğine dair bir anlığına hissettiğimiz birkaç an-isyanlar, medeniyetin altyapısını ya da makineleri yok etmek için gecenin içine sokulmalar, diğer türlerle bağlanmak, dağ nehrinde çıplak yüzmek, vahşi yiyecek yemek, sevişmek…kendi favorilerinizi ekleyin) dışında neredeyse tamamen evcilleştirildik. Onların "küresel köy"ü daha çok küresel hayvanat bahçesi ya da küresel lunaparkları andırıyor. Bu boykotlayıp boykotlamama durumu değil, çünkü hepimiz bunun içindeyiz ve bu hepimizin içerisinde. Ve kendi kafeslerimizden firar edemeyiz-oradan başlamadıkça çaresiz olduğumuz halde-,ama bütün yeri yakıp yıkıp, hayvan bakıcıları ve bu işi yürütüp kar sağlayan üzerinde ziyafet çekip vahşi olmalıyız-bu sizin için ne anlama geliyorsa!-. Dibine kadar çürümüş olduğundan medeniyeti reformla, yeşile boyayarak ya da daha adil yaparak düzeltemeyiz. Kurtulmak için daha fazla ideolojiye, ahlaka, tutuculuğa ya da organizasyona ihtiyacımız yok. İsteklerimize göre yaşayıp kendimizi kurtarmalıyız.
Kendimize, umursadığımız kişilerle ve yaşamın geri kalanıyla bağlanmamız lazım. Bu gerçeklikten kaçmalıyız ya da bu gerçekliği yıkmalıyız. Praxis'e ihtiyacımız var.
Basitçe söylersek, medeniyet hayata karşı savaştır, biz hayatlarımız için savaşıyoruz ve medeniyete karşı savaşımızı ilan ediyoruz.
A.S.Ş.G(Ağaç-Sevici Şehir Gerillaları)

Kaynak:
http://theferalspacecollectivexvx.blogspot.com/
submitted by INeedSomeNick to turkincel [link] [comments]


2020.09.26 17:27 Tenordem İşsiz misiniz ?

NOT: BU MESAJI 4CHAN VE TAHTA.SE SİTELERİNDE BENİMLE UĞRAŞAN İNSANLARA YAZDIĞIM BIR GÖNDERIDIR.
İşsiz misiniz siz? Benimle boş boş uğraşıyorsunuz. İnternette milleti taciz eden ve milleti rahatsız eden, ancak aile parasıyla geçinen insanlar olduklarınızı çok iyi biliyorum. Vaktinizi böyle boş işlerle harcamaktan sıkılmadınız mı? İnsanları rahatsız etmek sizce hoş bir şey mi? Tahminen 15-18 yaşlarında insanlarsınız. 10-15 Sene sonra sevdiğiniz kişiyle evlendiğiniz zaman, çocuk sahibi olduğunuz zaman, bu yaptıklarınız şeylerden dolayı kendinizden utanacaksınız. Şu an yaşınız çok genç ve muhtemelen insanlara nasıl davranılması gerektiğini bilmiyorsunuz. Benimle ve insanlarla uğraştığınız vakti, kendi hayatınızı geliştirmek için harcasaydınız, şuan aile parasıyla geçiniyor veya asgari maaş alıyor olmazdınız. Yazık değil mi? 8 Yıldır takmışsınız kafanıza "Üstad Erdem Alsırt" veya "Erdem Malsırt" diye oraya buraya şeyler yazıp vaktinizi öldürüyorsunuz.
Benim psikolojik sorunlarım, kişilik bozukluklarımın olması sizi ilgilendirmez. Sizin anonim olmanız, milleti manevi olarak taciz etme hakkını vermiyor.
Ayrıca annemden izinsiz olarak, videolarını ve seslerini paylaşmanız ciddi bir suç.
Beni ciddiye almak istemediğinizi çok iyi biliyorum. Çünkü bazı YouTube videolarım saçma veya size göre cringe olabiliyor. Ancak, bazı videoları izlenme için yaptığımı belirtmemde fayda var.
Ancak beni ciddiye almanız ve kendinize artık bir "dur" demeniz için bir çok neden var.
8 Yıldır internet ortamında hep beni sürekli rahatsız ediyorsunuz, taciz ediyorsunuz, özel videolarımı ve beni zamanında öldürmekle tehdit eden kişilerin bana zorla yaptırdığı şeyleri paylaşıyorsunuz. Ayrıca psikolojik ve mental hastalıklarımla dalga geçiyorsunuz, saygısızlık yapıyorsunuz.
Bakın ben 2013 yılında 4Chan'da falan takılmadım. Orayla alakam hiçbir zaman olmadı. 2013 Yılında sadece bir kere Ponychan diye bir sitede, paylaşım yapmıştım ancak, o zamanlar ponychan sitesinin 4Chan ile alakalı olduğunu, daha doğrusu o zamanlar internet hakkında doğru düzgün bilgi sahibi olmadığım için, 4Chan ve türevi sitelerden haberim yoktu ve bu tarz sitelerde, bu tür kötü insanların bulunduğunu bilmiyordum. Ben ponychan sitesini sadece, My Little Pony hayranlarının toplandığı, arkadaş olduğu bir site olarak düşünmüştüm. Bu sebeple orada burada "Erdem daha önce çanda takılmış" falan diyip, beni boşu boşuna suçlamayın. Zaten o sene yaşım 13 falandı. Daha çocuktum yani.
Yaptığınızdan utanın. Ben 4Chan ve tahta.se sitesinde, benle alakalı paylaşımlara bakarken, aynı zamanda orada gezinirken ne kadar boş ve salak insanların olduğunu anladım. Bir gönderi gördüm, adam kendi cinsel organının bir bölümü çekip, "T***m kaşınıyor anonlar" diye gönderi atmış. Sadece bunlarla da sınırlı değil. 4Chan ve tahta.se gibi sitelerde çocuk pornografisi bile var. Tabii daha sonra yetkililer belki siliyordur ama sonuçta orada dolanan insanlar normal insanlar değiller. Ayrıca çocuk pornosu ne amk? Sübyancı mısınız? İğrençsiniz cidden. Tiksiniyorum sizden!!
Not: Bu gönderideki yazılarıda ">" işaretiyle 4Chan'da falan paylaşacağınızı biliyorum. Çünkü insanlarla uğraşacak kadar boşsunuz.
submitted by Tenordem to erdemalsirt [link] [comments]


2020.09.26 16:56 cilingiir Alanya Tosmur Çilingir servisi 0545...

telefon numarası 0545 687 80 40
Alanya Tosmur’da Çilingir Servisi İçin 7/24 gece gündüz demeden bize ihtiyacınız olduğu her an telefon numaralarımızdan iletişime geçerek uygun fiyatlara çilingir hizmetleri talep edebilirsiniz.
  1. Tosmur Çilingir Ustası Kapıya Zarar Verir Mi? Alanya Tosmur Çilingir ustalarımız bu işe yıllarını vermiş yıllarca anahtarcılık yapan bu işin belgesini almış güvenilir profesyonel kişilerle çalışıyoruz. İşini severek yapan ve müşteri memnuniyetine önem veren ustalarımız bizim gurur kaynağımızdır. Sizde haklısınız daha önce bize hiç iş yaptırmayan müşterilerin hep kafalarında soru işaretleri oluyor ta ki bizden hizmet alana kadar. Bizden hizmet aldıktan sonra anlıyorlar ki yanılmışlar ve güvensizliğin sadece bir ön yargıdan ibaret olduğunu anladıktan sonra iş bitiminde teşekkür eden müşterilerimiz bizim bu yolda daha güçlü adımlar atmamıza sebep olan kıymetli müşterilerimizdir.
  2. Tosmur’da Şuan Müsait Anahtarcı Ustası Var Mı? Bize ihtiyacınız olduğu her an Alanya Tosmur bölgesinde müsait çilingir ustamız var telefon numaralarımızdan hızlıca ulaşabilirsiniz. O müsait değilse diğeri var. Bulunduğunuz konumun neresi olduğunu bilmediğimiz için net süre vakit veremiyoruz ama Tosmur merkezde yaşıyorsanız hiç sorun değil 10 dakika ya da en geç 20 dakika gibi kısa sürede talep ettiğiniz bölgeye adresinize ustamız ulaşmış olacaktır. Ve artık yapacağı işin detayını bilmediğimiz için net şekilde yazamıyoruz ama Örnek: Kapı anahtarını kayıp ettiniz kapıda kaldınız eve giremiyorsunuz, Ya da anahtarınız kırıldı, ya da anahtarı evin içinde unuttunuz hiç dert etmeyin çilingir ustalarımız 10 - 15 dakika gibi kısa sürede sorunu halleder. Sizde evinize rahat bir şekilde girebilirsiniz gece gündüz demeden bizlere telefon numaralarımızdan ulaşabilirsiniz 7 gün 24 saat kesintisiz hizmetimiz vardır.
  3. Tosmur’da Nöbetçi Çilingir Var Mı? Tosmur ve mahallelerine hizmet vermesi için her gece Tosmur’da nöbetçi çilingir ustalarımız vardır. Nöbetçi çilingir listesi haftalık olarak belirlenir hangi günler nöbetçi kalacağını ustalarımız daha önceden biliyordur ustalarımız kendi aralarında müsait olmadığı günlerde değişiklik yapabilirler ama hizmette sorun yaşatmazlar. Siz bizi aradığınız dakikadan itibaren ustamız sizin adresinize doğru yol alır ve hızlıca adresinize ulaşırlar. Artık kilit değiştirme, çelik kapı açma, yapacağı işin hiç önemi yok hangi çilingir hizmetini talep ederseniz edin ustalarımız bu konuda eğitimli ve bu işe yıllarınız vermiş ustalardır. Sorun yaşamadan hizmet alacağınıza emin olun çünkü kötü ustalar geçmişimizde kaldı işini seven işine ve müşterimize saygısı olan ise hala çalışmaya devam ediyor, Alanya Tosmur nöbetçi çilingir servisi var mı sorusuna yeterince açıklık getirebilmiş olmayı umut ediyoruz.
  4. Tosmur Çilingir Fiyatları Ne Kadar? Tosmur’da Çilingir Fiyatlarının değişimine sebep olan etkenleri söyle sıralayalım yol, mesafe, zaman, konum ve yapılacak işin uzunluğu ve yoruculuğu. Size ezbere cevap vermemek adına çok bir şey yazamıyoruz ama 7/24 gece gündüz demeden iletişime geçerek talep ettiğiniz iş ile ilgili net fiyat bilgisi alabilirsiniz. Ön bilgi olması adına kısaca size söylemem gerekirse kilitsiz kapı açma ücreti kilitli kapı açma ücretine göre biraz daha uygun olur çünkü kilitsiz kapı açma işi kilitli kapı açmaktan daha kolaydır ondan dolayı biraz daha ekonomiktir. Umarım sizin kapı kilitli değildir, Tosmur’da çilingir kapı açma ücreti ne kadar sorusuna cevap olmuştur inşallah.
  5. Tosmur’da Verdiğiniz Çilingir Hizmetleri Nelerdir? Tosmur Çilingir Servisi olarak verdiğimiz hizmetleri şu şekilde sıralayabiliriz. Çelik kapı açma, Kapı kilidi açma, Kapı göbeği açma, Çelik kasa göbeği değiştirme, Para kasası açma, iç kapı kilidi açma, Şifreli Kilit Açma, Anahtar yedekleme, Ev kapısı göbeği değiştirme, Kapı kilidi değiştirme, Kapı göbeği değiştirme, Ev kapısı kilidi açma, Kapı anahtarı kopyalama, Çelik kapı kilidi açma, Çelik kapı kilidi tamiri, Kapı göbeği açma, Kapı kilidi göbeği açma, Arızalı kilit değişimi, kapı açma şifre değiştirme, Çelik kapı kilidi tamiri gibi farklı hizmetlerimiz var. Çilingir hizmetleri üzerine aklınıza gelebilecek ne iş varsa üstesinden gelebiliriz sizin de bahsettiğimiz hizmetlere ihtiyacınız varsa hemen bizi arayın lütfen ustamızı gönderelim.
  6. Tosmur’da Pazar Gün Çilingir Servisi Var Mı? Tosmur çilingir servisi pazar günde dâhil olmak üzere gece gündüz özel günler demeden bize ihtiyacınız olduğu her an yılın 365 günü, ayın 31 günü, günün 24 saati telefon numaralarımızdan bize ulaşıp Tosmur çilingir hizmeti talep edebilirsiniz. O an müsait olan elinde iş olmayan Tosmur anahtarcı ustasını hızlı bir şekilde adresinize yönlendirmekteyiz merak etmeyin siz bile şaşıracaksınız ne kadar hızlı hizmet aldığınız için çünkü sorunsuz işini seven işine saygısı olan ustalar ile çalışmaktayız buda bizi gururlandırıyor.
  7. Tosmur’da Bana En Yakın Çilingir Nereden Gelecek? Tosmur’da en yakın çilingir size aynı mahallede hizmet veren ustalarımızdan gelecek, sizinle aynı mahallede hizmet veren ustamız yok mu? Dünyanın sonu değil. Bizde diğer komşu mahallenizdeki ustayı göndeririz hızlıca soruna çözüm üretir ve sorununuzu giderir. Bu kadar nasıl eminsiniz? Diyecekler olacaktır aranızda. Eminiz ustalarımıza güveniyoruz yeni değiller çünkü bu işe yıllarını vermiş emekçi insanlar işinde gücünde olan insanın kendisine ve müşterisine saygısı olur saygısız hizmet verenlerle çalışmıyoruz sizlerden geri bildirim sonucunda bizde hizmet veren ustalarımızı uyarıyoruz sorun tekrar ederse artık çalışmıyor yollarımızı ayırıyoruz.
Alanya Tosmur’da çilingir servisi araştıran kullanıcılarımıza söylememiz gerekirse Tosmur 330.000 bin nüfusu ile Türkiye’nin 23 şehrini geride bırakmış muhteşem denizi turist turizmi ve Tosmur muzu ile ünlü Antalya’nın en büyük 3. İlçesidir. Tosmur Mahallesi 11.000 bin nüfusu ile diğer 89 mahalleyi gerisinde bırakmış Alanya'nın en büyük 13. Mahallesidir.
submitted by cilingiir to u/cilingiir [link] [comments]


2020.09.26 16:53 cilingiir Alanya Kestel Çilingir Servisi 0545...

7/24 acil çilingir servisi 0545 687 80 40
Alanya Kestel’de Çilingir Servisi İçin 7/24 gece gündüz demeden bize ihtiyacınız olduğu her an telefon numaralarımızdan iletişime geçerek uygun fiyatlara çilingir hizmetleri talep edebilirsiniz.
  1. Kestel Çilingir Ustası Kapıya Zarar Verir Mi? Alanya Kestel Çilingir ustalarımız bu işe yıllarını vermiş yıllarca anahtarcılık yapmış bu işin belgesini almış profesyonel ustalar ile hizmet veriyoruz. İşini severek yapan ve müşteri memnuniyetine önem veren ustalarımız bizim gurur kaynağımızdır. Sizde haklısınız daha önce bize hiç iş yaptırmayan müşterilerin hep kafalarında soru işaretleri oluyor ta ki bizden hizmet alana kadar. Bizden hizmet aldıktan sonra anlıyorlar ki yanılmışlar ve güvensizliğin sadece bir ön yargıdan ibaret olduğunu anladıktan sonra iş bitiminde teşekkür eden müşterilerimiz bizim bu yolda daha güçlü adımlar atmamıza sebep olan kıymetli müşterilerimizdir.
  2. Kestel’de Şuan Müsait Anahtarcı Ustası Var Mı? Bize ihtiyacınız olduğu her an Alanya Kestel bölgesinde müsait çilingir ustamız var telefon numaralarımızdan hızlıca ulaşabilirsiniz. O müsait değilse diğeri var. Bulunduğunuz konumun neresi olduğunu bilmediğimiz için net süre vakit veremiyoruz ama Kestel merkezde yaşıyorsanız hiç sorun değil 10 dakika ya da en geç 20 dakika gibi kısa sürede talep ettiğiniz bölgeye adresinize ustamız ulaşmış olacaktır. Ve artık yapacağı işin detayını bilmediğimiz için net şekilde yazamıyoruz ama Örnek: Kapı anahtarını kayıp ettiniz kapıda kaldınız eve giremiyorsunuz, Ya da anahtarınız kırıldı, ya da anahtarı evin içinde unuttunuz hiç dert etmeyin çilingir ustalarımız 10 - 15 dakika gibi kısa sürede sorunu halleder. Sizde evinize rahat bir şekilde girebilirsiniz gece gündüz demeden bizlere telefon numaralarımızdan ulaşabilirsiniz 7 gün 24 saat kesintisiz hizmetimiz vardır.
  3. Kestel’de Nöbetçi Çilingir Var Mı? Kestel ve mahallelerine hizmet vermesi için her gece Kestel’de nöbetçi çilingir ustalarımız vardır. Nöbetçi çilingir listesi haftalık olarak belirlenir hangi günler nöbetçi kalacağını ustalarımız daha önceden biliyordur ustalarımız kendi aralarında müsait olmadığı günlerde değişiklik yapabilirler ama hizmette sorun yaşatmazlar. Siz bizi aradığınız dakikadan itibaren ustamız sizin adresinize doğru yol alır ve hızlıca adresinize ulaşırlar. Artık kilit değiştirme, çelik kapı açma, yapacağı işin hiç önemi yok hangi çilingir hizmetini talep ederseniz edin ustalarımız bu konuda eğitimli ve bu işe yıllarınız vermiş ustalardır. Sorun yaşamadan hizmet alacağınıza emin olun çünkü kötü ustalar geçmişimizde kaldı işini seven işine ve müşterimize saygısı olan ise hala çalışmaya devam ediyor, Alanya Kestel nöbetçi çilingir servisi var mı sorusuna yeterince açıklık getirebilmiş olmayı umut ediyoruz.
  4. Kestel Çilingir Fiyatları Ne Kadar? Kestel’de Çilingir Fiyatlarının değişimine sebep olan etkenleri söyle sıralayalım yol, mesafe, zaman, konum ve yapılacak işin uzunluğu ve yoruculuğu. Size ezbere cevap vermemek adına çok bir şey yazamıyoruz ama 7/24 gece gündüz demeden iletişime geçerek talep ettiğiniz iş ile ilgili net fiyat bilgisi alabilirsiniz. Ön bilgi olması adına kısaca size söylemem gerekirse kilitsiz kapı açma ücreti kilitli kapı açma ücretine göre biraz daha uygun olur çünkü kilitsiz kapı açma işi kilitli kapı açmaktan daha kolaydır ondan dolayı biraz daha ekonomiktir. Umarım sizin kapı kilitli değildir, Kestel’de çilingir kapı açma ücreti ne kadar sorusuna cevap olmuştur inşallah.
  5. Kestel’de Ne Gibi Çilingir Hizmetleri Veriyorsunuz? Kestel Çilingir Servisi olarak verdiğimiz hizmetleri şu şekilde sıralayabiliriz. Çelik kapı açma, Kapı kilidi açma, Kapı göbeği açma, Çelik kasa göbeği değiştirme, Para kasası açma, iç kapı kilidi açma, Şifreli Kilit Açma, Anahtar yedekleme, Ev kapısı göbeği değiştirme, Kapı kilidi değiştirme, Kapı göbeği değiştirme, Ev kapısı kilidi açma, Kapı anahtarı kopyalama, Çelik kapı kilidi açma, Çelik kapı kilidi tamiri, Kapı göbeği açma, Kapı kilidi göbeği açma, Arızalı kilit değişimi, kapı açma şifre değiştirme, Çelik kapı kilidi tamiri gibi farklı hizmetlerimiz var. Çilingir hizmetleri üzerine aklınıza gelebilecek ne iş varsa üstesinden gelebiliriz sizin de bahsettiğimiz hizmetlere ihtiyacınız varsa hemen bizi arayın lütfen ustamızı gönderelim.
  6. Kestel Çilingir Servisi Hemen Gelir Mi? Kestel çilingir servisi için telefon numaralarımız ile iletişime geçtiğiniz an itibari ile Kestel anahtarcı ustamız hemen yola düşer ve adresinize ulaşır orada yapacağı işlem ne kadar sürer onu bilemiyoruz ama bazı işler 10 dakikada halledilirken bazı işler uzayabiliyor. Ama önemli olan sizi bekletmemesi ve en hızlı şekilde adresinize ulaşması ve soruna müdahale etmesi değil mi? O zaman sorun yok. Kestel çilingir ustamız hızlıca sorununu çözsün gerisi sorun değil sizin memnun kalmanız bizim bu işe daha sıkı sarılmamıza sebep oluyor. İnsanlar sevmediği işi yapamazlar çünkü elbet bir gün sıkılırlar, gün içerisinde olsun gece olsun hiç fark etmez her zaman hız konusuna önem veriyoruz mesela elinde iş olan Kestel çilingir ustasına iş vermeyiz çünkü o işi bitirecek ve ardından sizin işe geçecek elbette bu süre uzayacak sizi huzursuz edecektir. Ondan dolayı elinde iş olmayan size en yakın Kestel anahtarcı ustası gönderilmekte çünkü en yakın usta size en hızlı hizmet sunacak olan ustadır. Dilersiniz uzaktaki bir usta gelene kadar aradan geçen sürede siz işinizi halletmiş evinize girmiş rahat rahat oturmuş televizyon izliyor olacaksınız işte bu sebepten dolayı size Alanya Kestel’de en yakın çilingir ustası hizmet verecek bulunduğunuz konumda ustamız yoksa diğer mahallelerdeki semtlerdeki en yakın usta hizmet vermek için gelecektir.
  7. Kestel’de Pazar Gün Çilingir Servisi Var Mı? Kestel çilingir servisi pazar günde dâhil olmak üzere gece gündüz özel günler demeden bize ihtiyacınız olduğu her an yılın 365 günü, ayın 31 günü, günün 24 saati telefon numaralarımızdan bize ulaşıp Kestel çilingir hizmeti talep edebilirsiniz. O an müsait olan elinde iş olmayan Kestel anahtarcı ustasını hızlı bir şekilde adresinize yönlendirmekteyiz merak etmeyin siz bile şaşıracaksınız ne kadar hızlı hizmet aldığınız için çünkü sorunsuz işini seven işine saygısı olan ustalar ile çalışmaktayız buda bizi gururlandırıyor.
  8. Kestel’de Bana En Yakın Çilingir Nereden Gelecek? Kestel’de en yakın çilingir size aynı mahallede hizmet veren ustalarımızdan gelecek, sizinle aynı mahallede hizmet veren ustamız yok mu? Dünyanın sonu değil. Bizde diğer komşu mahallenizdeki ustayı göndeririz hızlıca soruna çözüm üretir ve sorununuzu giderir. Bu kadar nasıl eminsiniz? Diyecekler olacaktır aranızda. Eminiz ustalarımıza güveniyoruz yeni değiller çünkü bu işe yıllarını vermiş emekçi insanlar işinde gücünde olan insanın kendisine ve müşterisine saygısı olur saygısız hizmet verenlerle çalışmıyoruz sizlerden geri bildirim sonucunda bizde hizmet veren ustalarımızı uyarıyoruz sorun tekrar ederse artık çalışmıyor yollarımızı ayırıyoruz.
Alanya Kestel’de çilingir numarası araştıran kullanıcılarımıza söylememiz gerekirse Alanya 330.000 bin nüfusu ile Türkiye’nin 23 şehrini geride bırakmış muhteşem denizi turist turizmi ve Alanya muzu ile ünlü Antalya’nın en büyük 3. İlçesidir. Kestel Mahallesi 12.000 bin nüfusu ile diğer 92 mahalleyi gerisinde bırakmış Alanya'nın en büyük 10. Mahallesidir.
submitted by cilingiir to u/cilingiir [link] [comments]


2020.09.25 14:37 sum-poopins Türkiye'de Sistematik Irkçılığın Kısa Bir Tarihi (1)

Türkiye'deki sistematik ırkçılık hakkında, olayları tarihi bir sıraya koyan ve özetleyen kısa bir yazı yazdım. Tek seferde çok uzun olacağı için parçalara böldüm, bu ilk kısmıdır. 1923-1955 arası olan kısmı kapsıyor.
- 1926'da 788 sayılı Memurin Kanunu çıkıyor. Bu kanuna göre, memur olmak için Türk olmak şart koşuluyor.
- 1928'de üniversite öğrencileri "Vatandaş, Türkçe konuş!" kampanyasını başlatıyor ve 1930'lar boyunca sürüyor. Bu kampanyada, azınlıklara umumi alanlarda Türkçe konuşmaları için baskı yapılıyor. Bunun kimi zaman şiddete döküldüğü veya Türkçe olmayan bir gazete okuyan azınlığın gazetesini yırtma gibi eylemlere dönüştüğü de oluyor. Öğrenciler ve basın tarafından baskıya uğrayan azınlıklar bu tutuma boyun eğmek zorunda kalıyor. Genel olarak bütün azınlıklara karşı bir tutum alınsa da, özellikle Yahudiler hedef alınıyor. Doğrudan devletten çıkmasa da, devlet bunu destekliyor. Örneğin, umumi yerlere asılan “Vatandaş, Türkçe Konuş!” flamalarını yırtan azınlıklar gözaltına alınmış fakat azınlıklara baskı yapan kişilere bir şey yapılmamıştır.
- 1926-1930 esnasında, Kürt grupların başlattığı Ağrı İsyanları gerçekleşiyor. Bu olaylar sırasında, Türkiye Cumhuriyeti tarafından, Zilan deresinde sığınan Kürtlere karşı Zilan Katliamı gerçekleştiriliyor. Zilan'a sığınan Kürtler arasında isyana katılanlar da katılmayanlar da vardı. Operasyon sonrası, sivil ve silahsız 15.000 kişi öldürülmüştür.
Devlet ideolojisinin uzantısı olan Cumhuriyet Gazetesi, operasyondan bahsederken, Kürtlerle ilgili şunları söylemiştir. "Bunların alelade hayvanlar gibi basit sevk-i tabiilerle işleyen his ve dimağlarının tezahürleri, ne kadar kaba hatta abdalca düşündüklerini gösteriyor… Çiğ eti biraz bulgurla karıştırıp öylece yiyen bu adamların Afrika vahşilerinden ve Yamyamlardan hiç farkı yoktur... Bunlar -tarihin şehadeti ile sabittir ki- Amerika’nın kırmızı derililerinden fazla kabiliyetli oldukları halde ziyadesiyle hunhar ve gaddardırlar… Dessas ve bedii hislerden, medeni temayüllerden tamamiyle mahrumdurlar. Bunlar asırlardan beri ırkımızın başına bela kesilmişlerdir... Bunlar (Kürtler) ayrıkotu gibi sardıkları toprakta intişar eder fakat bastıkları yere zarar verir mahluklardır. Birçok yerlere hastalık sirayet eder gibi sonradan yerleşmiş ve asli ahalisini -aşiret teşkilatındaki kuvvet sayesinde- körletmişlerdir."
Bu olayı takiben, 31 Ağustos 1930'da Milliyet Gazetesi'ne verdiği bir demeçte, İnönü şunları söylemiştir. "Bu memlekette Türk milletinden ve Türk cemaatinden başka milli mevcudiyet iddasına haklı bir ekseriyet yoktur." (Edit: Bu laf İnönü'ye ait ama biraz alakasız kalıyor. Başta paylaştığım laf farklıydı. Cemal Gürsel'e ait bir ırkçı laf İnönü'ye ait diye dolanıyor).
- 1934'te 2510 sayılı İskan Kanunu çıkarılıyor. Bu yasaya göre "Kasabalarda ve şehirlerde yerleşen ecnebilerin tutarı belediye sınırları içindeki bütün nüfus tutarının yüzde 10’unu geçemez. Ve ayrı mahalle kuramazlar." Ana dili Türkçe olmayanlardan "köy ve mahalle, işçi ve sanatçı kümesi kurulması veya bu gibi kimselerin bir köyü, bir mahalleyi, bir işi veya bir sanatı kendi soydaşlarına inhisar ettirmeleri [tekeline almaları]" yasaklandı. Azınlıklar, göç ettirildikleri yerde en az 10 sene boyunca oturmak zorunda bırakıldılar. Bu yasa Kürtlere karşı daha da sertti. Kürtler, "10 yıl sonra dahi İcra Vekilleri Heyeti kararı olmadıkça başka yerlere gidip yurt tutamazlar," deniyordu. Kürtler, yerleştirildikleri bölgedeki nüfusun %5'ini geçemiyordu.
- 1934'te, İskan Kanunu'nu takiben, Trakya Olayları gerçekleşiyor. Edirne, Keşan, Uzunköprü, Babaeski, Lüleburgaz and Kırklareli'nde göreli olarak yüksek Yahudi populasyonu bulunuyordu. Kimi iddialara göre, Nihal Atsız'ın Orhun dergisinde ve Cevat Rıfat Atilhan'ın Milli İnkılap dergisinde yazdığı Yahudi karşıtı ırkçı yazılar sonrasında, insanlar galeyana geldi. Yahudilere ait dükkanlar ve evler yağmalandı, Yahudilerin kendileri saldırıya uğradı. Bu olaylar sonucu, pek çok Yahudi mallarını yağmaya kaptırmış, mülklerini ucuza satmış ve kendileri de göçmüştür. Yaklaşık 15.000 Yahudi göç etmek zorunda kalmıştır.
- 1937-1938'de Dersim İsyanı gerçekleşiyor. İsyanın bastırılması sırasında, çok sayıda sivil de katlediliyor. Devletin yaptığı resmi açıklamaya göre, 6.868 kişi öldürülmüştür. Recep Tayyip Erdoğan'ın dilediği resmi özürde, bu sayı 13.806 olarak belirtilmiştir. Başka bir kaynağa göre, öldürülen sayısı 10.000'in üstündedir. Yine aynı yazıda belirtilen diğer bir kaynağa göre, öldürülen sivil sayısı 13.160'tır ve sürgün edilen sayısı 11.818'dir. Bölge halkı, isyan bastırılırken, askerler tarafından güzel bulunan kız çocuklarının kaçırıldığını bildirmiştir.
- 1941'de Yirmi Kur'a Nafıa Askerleri oluşturuluyor. Yani, Ermeni, Süryanı, Rum ve Yahudilerden oluşan özel birlikler kuruluyor. Zaten askerlik görevini yapmış azınlık kişiler bile tekrar askere alınıyor. O günleri yaşamış Bakırköy Belediyesi eski başkan yardımcısı Yervant Özuzun, uygulamanın nedenini "...onları işlerinden uzaklaştırarak ticari anlamda zor durumda bırakmaya, işlerini kapatmaya, devretmeye, ülkeye gönül bağlarını zedelemeye yönelik..." şeklinde belirtmiştir.
- 1942'de Varlık Vergisi çıkarılıyor. "Olağanüstü savaş koşullarının yarattığı yüksek kârlılığı vergilemek" şeklinde adlandırılsa da, pratikte gayrimüslimleri hedef alan ve ödemesi imkansız veya çok zor olan vergilerdir. Dönemin başbakanı Şükrü Saracoğlu, CHP grup toplantısında "Bu kanun aynı zamanda bir devrim kanunudur. Bize ekonomik bağımsızlığımızı kazandıracak bir fırsat karşısındayız. Piyasamıza egemen olan yabancıları böylece ortadan kaldırarak, Türk piyasasını Türklerin eline vereceğiz," demiştir. İstanbul'da tahakkuk edilen vergilerin %87'i gayrimüslimlere, %7'si müslümanlara yüklenmiştir. El koyulan varlıkların Türklere satılmasıyla, Saracoğlu hükümeti amacına ulaşmış ve "yerli ve milli" (aynı zamanda müslüman) bir burjuva kesimi oluşturulmuştur. Satılan mülklerin %67 civarı Müslüman Türkler, %30 civarı resmi kurum ve kuruluşlarca alınmıştır. "Hacı Ağa" lakabına sahip, muhafazakar ve zengin bir kesim oluşmuştur. Varlık Vergisi'ni ödeyemeyen kişiler, çalışma kamplarına yollanmıştır.
- 1955'te 6-7 Eylül Olayları gerçekleşiyor. Bu olaylarda, İstanbul'da yaşayan Rum azınlığa karşı toplu bir saldırı gerçekleştiriliyor. Resmi kaynaklara göre, 4212 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul tahrip ediliyor. Tarihi incelemelerde genel olarak kabul gören görüşe göre, bu olaylar dönemin hükümeti tarafından başlatılmıştır. Olaylarla ilgili açılan davaya iki rapor sunuluyor. İlki devleti sorumlu buluyor ve ikincisi MİT'in öncüsü olan MAH tarafından hazırlanıyor. 6-7 Eylül Olayları'nın bir MİT (daha doğrusu MAH) organizasyonu olduğu söylenmektedir.
Saldırıları "ateşleyen" olay, Atatürk'ün doğduğu evin Selanik'te bombalanmasıdır. Gazeteler bunu Yunanlıların yaptığını söylemiştir fakat daha sonra yakalanan bir Türk devlet çalışanı, bombayı kendisinin koyduğunu itiraf etmiştir. Yani, yalan bir haber ile Türkler, Türkiye'de yaşayan Rumlara karşı provake edilmiştir.
Resmi sayılara göre 11 kişi ölmüştür. Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Dilek Güven'e göre ölü sayısının az oluşu gruplara "ölü olmasın" emri verilmesi sebebiyledir. Saldırganlar “Bugün malınıza yarın canınıza” diye slogan atmıştır. Polisler “Bugün polis değil, Türküz,” demiştir. 400 kadın tecavüze uğramıştır.
Orgeneral rütbesinden emekli olmuş, tuğgenerallik rütbesinde Özel Harp Dairesi (ÖHD) başkanlığı yapmış, Genelkurmay İstihbarat başkanlığı ve Milli Güvenlik Kurulunda üst düzey görevlerde bulunmuş Sabri Yirmibeşoğlu, "6-7 Eylül de, bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı. Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi?" demiştir. ÖHD, derin devletin merkezinde bulunan bir örgüttür. Yirmibeşoğlu, olayların olduğu dönemde, yine bir derin devlet örgütü olan Seferberlik Tetkik Kurulu'nda görev almaktaydı.
submitted by sum-poopins to svihs [link] [comments]


2020.09.25 01:47 karanotlar Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 13
https://preview.redd.it/0kz6c67ul6p51.jpg?width=794&format=pjpg&auto=webp&s=7bc8d92d8aca416f0fcc48b7e09ab2bf8319b28d

Marksizm

7.2

Adalet her zaman insanlar arasında hüküm süren ruha bağlı olacaktır ve ruhun şu anda gerekli ve mümkün olduğunu, daimi bir şeyler elde etme konusunda bir biçim şeklinde billurlaşacağını ve geleceğe bir şey bırakmayacağını düşünen herhangi bir kişi sosyalizmin ruhunu hiç bilmiyordur. Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır. Zamanımız, otomatik işlev gören kurumların yaşayan ruhu ikame ettiği zaman ne ile sonuçlandığını göstermiştir. Her neslin kendi ruhuna uygun olanı cesaretle ve radikal bir biçimde sağlamasına izin verin. Daha sonraları devrimler için yine yeterli bir sebep olmalıdır ve bu devrimler, yeni ruh, kaçan ruhun rijit kalıntılarına karşı çıktığı zaman ihtiyaç haline dönüşür. Bu bakımdan özel mülkiyete karşı mücadele muhtemelen pek çok kişinin, ör. Sözde Komünistlerin, büyük ihtimalle inandığının aksine tamamen farklı sonuçlara yol açacaktır. Özel mülkiyet sahiplikle aynı şey değildir ve ben gelecekte en güzel şekilde çiçeklenen özel sahiplik, kooperatif sahipliği, topluluk sahipliği görüyorum. Sahiplik, kesinlikle sırf nesnelerin ya da en basit araçların doğrudan kullanımı olmayıp oldukça korkulan boş inanç kaynaklı her tür üretim aracıdır, ev ve toprak sahipliğidir. Bin yıllık ya da sonsuza kadar sürecek nihai hiçbir güvenlik tedbiri alınmayacak fakat büyük, kapsayıcı eşitleyiş ve iradenin yaratılması bu eşitlemeyi periyodik olarak tekrarlayacaktır.
“Sonra yedinci ayın onuncu gününde tüm toprağınızda eşitleme gününü ilan etmek için (trompet çalacaksınız?)…” Ve ellinci yılı kutsayacak ve toprağınızda oturan herkes için serbest bir yıl ilan edeceksiniz; çünkü o sizin jübile yılınızdır ve aranızdaki herkes kendi mülküne ve ailesine geri dönecektir.
“Bu herkesin kendisine ait olanı yeniden elde ettiği jübile yılıdır.”
Kulakları olan herkesin duymasına izin verin.
Trompetiniz toprağınızın her tarafından duyulsun!
Ruhun sesi, insanlar bir arada olduğu müddetçe tekrar ve tekrar çalacak olan trompettir. Adaletsizlik her zaman kendisini devam ettirmek isteyecektir ve her zaman, insanlar gerçekten var olduğu müddetçe, adaletsizliğe karşı isyan olacaktır.
Anayasa olarak isyan, kaide olarak dönüşüm ve devrim, niyet olarak ruh vasıtasıyla düzen ilk ve son kez tesis edilir; işte bu Musavari sosyal düzenin büyük ve kutsal kalbidir.
Buna yine ihtiyacımız var: ruh ile gerçekleştirilen yeni bir nizam ve dönüşüm eşyayı ve kurumları nihai bir biçim şeklinde tesis etmeyecek fakat kendisini bunların içinde sürekli iş başında ilan edecektir. Devrim toplumsal düzenimizin bir parçası olmalıdır, anayasamızın en temel kaidesine dönüşmelidir. Ruh kendisi için yeni biçimler, katı olmayan türde hareket biçimleri, özel mülkiyete dönüşmeyen, sömürü ya da kibir ile değil sadece güvence ile çalışma imkânı sağlayan sahipliği, kendinden değil ticaret ile ilişkisi bakımından değer taşıyan ve de kullanımı için koşulları içeren, günümüzde ölümsüz ve öldürücü iken süresi dolabilen ve tam da bu yüzden canlılık kazanan bir takas aracı yaratacaktır.
Ruh her zaman hareket etmekte ve yaratmaktadır ve yarattığı her zaman yetersiz olacaktır ve mükemmellik hiçbir zaman imge ya da fikir olması dışında bir vakıa olmayacaktır. Tek kalemde standart kurumlar yaratmayı istemek boş ve yanıltılmış bir çaba olacak, sömürü ve tefecilik için her olasılığı otomatik olarak dışarıda bırakacaktır.
Aramızda yaşama sahip olmak yerine ölümü pekiştirdik. Her şey bir nesneye ve objektif bir puta indirgendi. Güven ve mütekabiliyet yozlaşarak sermayeye dönüştü. Ortak çıkar devlet ile ikame edildi. Davranışımız, ilişkilerimiz esnek olmayan şartlara dönüştü ve orada burada korkunç kırılmalar ve kargaşalarla uzun zaman aşımlarından sonra bir devrim patlak vermiş, bu da dolayısıyla ölüm, yaşamadan ölen kurumlar ve katı, değiştirilemez gerçeklikler üretmiştir. Şimdi tesis edilebilecek tek ilkeyi, temel sosyalist kavrayışla örtüşen ilkeyi (bir eve, o evde çalışma ile üretilenden daha fazla olan hiç bir tüketici değeri girmemelidir çünkü insan dünyasında tek başına çalışmanın haricinde hiçbir değer yaratılmaz), ekonomimizde yerleştirerek tam iş yapalım. Kim vazgeçmek isterse ya da hiçbir şey sunmak istemezse o şekilde davranabilir, bu onun hakkıdır ve bu ekonomiyi de ilgilendirmez fakat hiç kimse koşullardan dolayı mülksüz kalmışsa hiç bir şey yapmaya zorlanmamalıdır. Yine de bu ilkenin tekrar uygulanması için araçları her yerde farklı olacaktır ve bu ilke sadece tekrar tekrar yeniden uygulandığı müddetçe yaşayacaktır.
Marksistler yeryüzünü sermayeye bir tür eklenti olarak görmüş ve bununla ne yapacağını hemen hiç bilememiştir. Gerçekte sermaye birbirinden oldukça farklı iki şeyden oluşur: birincisi, toprak ve toprağın ürünleri, parseller, binalar, makineler, aletler ki toprağın parçası olduğu için “sermaye” olarak adlandırılmaması gerekir; ikincisi insanlar arasındaki ilişki, birleştirici ruh. Para ya da takas aracı yardımıyla tüm muayyen malların uygun bir biçimde (bu durumda doğrudan diğeri için) ticaretinin yapılabildiği, doğrudan genel mallar için geleneksel bir sembolden başkaca bir şey değildir.
Bunun sermaye ile doğrudan hiç bir ilgisi yoktur. Sermaye bir takas aracı değildir ve bir sembol değil bir olasılıktır. Çalışan birinin ya da grubun özel sermayesi, muayyen bir zaman diliminde muayyen ürünler üretme olasılıklarıdır. Bunun için kullanılan maddi gerçeklikler, öncelikle, kendisinden daha fazla yeni ürünlerin işlenebileceği materyallerdir – toprak ve toprağın ürünleri -; ikincisi, çalışılan aletlerdir ( ayrıca toprağın ürünleridir); üçüncüsü, çalışma sırasında işçilerin tükettiği yaşam gereksinimleri, yine toprağın ürünleridir. Kişi sadece tek bir üründe çalıştığı müddetçe, o ürünü üretim sırasında ve üretim için ihtiyaç duyduğu ürün ile takas edemez; fakat çalışan tüm insanlar bu beklenti ve gerilim halindedir. Sermaye, şimdi, yalnızca umulan ürünün beklentisi ve peşin ödemesidir, itibar ve mütekabiliyet ile tümüyle aynıdır. Adil takas ekonomisinde iş talebi olan her şahıs ya da müşterileri olan her üretim grubu açlıkları ve elleri için maddi araçları, yeryüzünü ve yeryüzünün ürünlerini alır. Çünkü hepsinin mütekabil ihtiyaçları vardır ve her biri bir diğerine kendi beklenti ve gerilimden ortaya çıkan gerçeklikleri sağlar; böylelikle bir kez daha olasılık ve hazırlık gerçekliğe dönüşür vs. Dolayısıyla sermaye bir şey değildir; toprak ve ürünleri bir şeydir. Geleneksel görüş, şeyler dünyasının tümüyle müsaade edilemez ve etkili bir biçimde yanlış kopyası olduğu şeklindedir. Sanki tek ve sadece topraklardan oluşan dünya, bir şey olarak sermayenin dünyası olarak da vardı. Buna göre olasılık, ki sadece gerilim ilişkisidir, bir gerçekliğe dönüşür. Sadece bir tane objektif gerçeklik vardır, o da topraktır. Genellikle sermaye olarak adlandırılan geri kalan her şey ilişki, hareket, dolaşım, olasılık, gerilim, itibar ya da bizim adlandırdığımız gibi ekonomik işleviyle birleştirici ruhtur. Bu elbette sevgi ve nezaket gibi amatörce arzı endam etmeyecektir fakat Proudhon’un takas bankası olarak adlandırdığı amaca yönelik organları kullanacaktır.
İçinde bulunduğumuz zamana kapitalist çağ dediğimizde, bu ifade, birleştirici ruhun artık ekonomide hüküm sürmediği, fakat nesne-putun yani gerçekte bir şey olmayan bir şeyin hüküm sürdüğü, bazı şeylerin gerçekten bir şey olmadığı fakat hiç olduğu bir şey için yanlışlık yapıldığı anlamına gelir.
Bir şey olduğu düşünülen bu hiçbir şey, zengin adamın evine pek çok somut gerçeklik getirir, çünkü çok değerli [Geltung] olduğu düşünülen paradır [Geld]. Ve bu hiçbir şey söz konusu gerçeklikleri iktidar konumuna getirir. Hepsi de hiçbir şeyden değil topraktan ve yoksulun çalışmasından kaynaklanır. Çünkü ne zaman çalışma (iş) toprağa yaklaşmak istese ve nerede bir ürün bir emek aşamasından diğerine geçmek istese, tüketici sektörüne girebilmesinden önce, sahte sermaye kendisini tüm bu iş sürecine sokar ve küçük hizmetleri için sırf ödeme almakla kalmaz faiz de alır çünkü hareketsiz durmayı değil dolaşıma girmeyi çok ister.
Bir şey olduğu düşünülen ve birliğin kaybolan ruhunu ikame eden diğer bir hiçbir şey, yukarıda sık sık bahsedildiği üzere devlettir. İnsanlarla insanlar arasında, insanlarla toprak arasında, insanlar arasındaki hakiki bağ (karşılıklı çekim ve ilişki, özgür bir ruh) her nerede zayıflamışsa orada, bir engel, itiş, soğurma ve sıkıştırma olarak her yerde devreye girer. Hakiki karşılıklı çıkarın ve güvenin yerini alan sahte sermayenin vampir-benzeri yağma gücünü ifa edememesi, mülk sahipliğinin güç tarafından, devlet, devlet yasaları, yönetimi ve idaresi tarafından desteklenmiyor olsa bile haraç koyamaması gerçeği ile de ilgili olmalıdır. Fakat kişi hiç unutmamalıdır ki tüm bunlar – devlet, yasalar ve yöneticiler – insanlar için – yaşam ve eziyet imkânlarından yoksun oldukları ve birbirlerine şiddet uyguladıkları için – diğer bir deyişle insanlar arasındaki güç için sadece birer isimdirler.
O halde doğru sermaye tanımı verildikten sonra “sermaye” teriminin pek de doğru olmadığını bu bölümde gördük çünkü bu terim hakiki sermayeyi değil sahte sermayeyi belirtmektedir. Fakat biri insanlar için gerçek bağları çözmek, kabul edilmiş sözcükleri ilk kez kullanmak istediğinde bu hükümsüz de kılınamaz. Burada olan da budur.
Bu bakımdan işçiler hiç sermayeleri olmadıklarını anladığı zaman, düşündüklerinden çok daha farklı bir biçimde haklı olurlar. Sermayelerin sermayesinden, realite olan tek sermayeden – gerçi realite bir şey olmasa da – ruhtan yoksundurlar. Bu imkândan ve tüm yaşam önkoşulundan vazgeçirilmiş olan hepimiz gibi tüm yaşamların maddi koşulu da yani toprak da ayaklarının altından alınıp götürülmüştür.
Bu yüzden toprak ve ruh – sosyalizmin çözümüdür.
Ruh tarafından zapt edilen insanlar ilk önce toplum için ihtiyaç duydukları tek dışsal koşul olarak toprağı arayacaktır.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
İnsanların ürünlerini dünya pazarında ve kendi ulusal ekonomilerinde takas ettiğinde toprağın da hareketli kılındığını çok iyi biliyoruz. Toprak uzun zamandır menkul kıymetler piyasasının nesnesine, kâğıda dönüştürülmüş durumdadır. İnsanların kendi dünya pazarlarında ve ulusal ekonomilerinde bir ürünü denk bir ürün ile takas edebilmeleri halinde, diğer bir deyişle daha büyük grupların kendi tüketimlerini ve olağanüstü kredilerini birleştirerek kendilerine olanak tanımaları halinde, bu kesinlikle sonuç verecektir, kendi kullanımları için kapitalist piyasaya başvurmaksızın yeni materyallerden giderek artan miktarlarda sanayi ürünü üretebileceğini de biliyoruz. Bundan sonra insanların zaman içerisinde sadece toprak ürünlerini değil artan bir şekilde toprağın kendisini satın alabilir hale geleceğini biliyoruz. Bu tür güçlü tüketici-üretici-birliklerin sadece kendi karşılıklı kredilerini değil nihayetinde kayda değer para sermayesini de kontrol edeceğini biliyoruz. Fakat insanlar sadece bununla tatmin olsaydı, nihai kararı yalnızca tehir ederlerdi. Toprak sahipleri toprakta büyüyen veya toprak altından elde edilen her şey üzerinde, tüm insanların yiyeceği ve sanayi hammaddeleri üzerinde bir tekele sahiptir. Devletin ve para-sermayenin daima genişleyen kısmının temelleri, toprağın özel sahipliği kaldırıldığında ve mütekabiliyet sosyalist sermaye biçimi olarak gösterildiğinde yıkılır. Fakat bu noktaya ulaşmadan önce tüketici-üretici-kooperatifleri tarafından kapitalist ticaret ve endüstri ne kadar yok edilirse, devlet ve para-kapitalizmi de toprak ileri gelenlerinin tarafında o kadar güçlü yer alacaktır. Arazi sahipliği sektörü kooperatiflere kendi üretimleri için otomatik olarak tedarik sağlamayacak, bilakis ürünlerinin fiyatını neredeyse satın alınamayacak yüksek fiyat seviyelerinde artıracaktır. Zira tıpkı sermayenin de aynı şekilde sadece hayali bir hakiki cesamete sahip olması gibi toprak sadece görünüşte akışkan ya da kâğıttır. Karar anında toprak gerçekte ne ise ona dönüşür: sahiplenilen ve alıkoyulan fiziki doğanın bir parçası.
Sosyalistler toprak sahipliğine karşı mücadeleden kaçınamaz. Sosyalizm için mücadele toprak için mücadeledir; toplumsal mesele tarımsal bir meseledir.
Şimdi Marksistlerin proleterya teorisinin nasıl muazzam bir yanlış olduğu da görülebilir. Devrim bugün olsaydı, ne yapılacağına ilişkin halkın hiçbir tabakasının bizim sanayi proleterlerininkinden daha az fikri olmazdı. Serbest kalma için duydukları özlem açısından – zira serbest kalmanın ve soluklanmanın hasretini çekmektedirler fakat hangi yeni ilişkileri ve koşulları tesis etmek istediklerine dair çok az fikirleri vardır – elbette Herwegh’in eski sloganı çok çekicidir “İşin adamı, uyan! Gücünü bil! Senin güçlü kolun durursa, tüm çarklar durur”. Bu deyiş cazibelidir, olgusal gerçeklere genel bir ifade veren her şey gibi ve bu bakımdan mantıklıdır. Genel grevin berbat bir kaos üreteceği, işçiler eğer kısa bir süre bile olsa dayanabilirlerse kapitalistlerin teslim olmak zorunda kalacağı oldukça doğrudur.
Fakat bu çok büyük bir “eğer”dir ve bugün işçiler, devrimci bir genel grev durumunda kendilerine yiyecek sağlamakla ilgili muazzam zorluklara ilişkin yeterli netlikte bir resme neredeyse hiç sahip değillerdir. Yine de ani, kapsayıcı, şiddet hamleli bir genel grev devrimci sendikalara belirleyici bir gücü şüphesiz verir. Devrimden sonraki gün, sendikalar fabrikaları ve atölyeleri işgal edecek ve dünya kâr-piyasası için özdeş ürünler üretmeye devam etmek zorunda kalacak, tasarrufları ve kârları kendi aralarında bölüşecektir – ve elde ettikleri tek sonucun durumlarının daha da kötüleşmesi, üretimin durması ve tam bir imkânsızlık olduğunu görünce şaşıracaklardır.
Kâr-kapitalizminin takas ekonomisini, doğrudan sosyalist takas ekonomisine dönüştürmek tümüyle imkânsız hale gelmiştir. Bu aktarımın birden yapılamayacağı apaçıktır; eğer tedricen uygulama için bir girişimde bulunulursa, sonuç, devrimin en berbat şekilde parçalanması, hızla müteakip taraflar arasında en vahşi mücadelelerin yaşanması, ekonomik kaos ve politik despotizm olacaktır.
Ürünlerin imalatında ve dağıtımında adalet ve akıldan çok fazla uzaklaştırıldık. Her tüketici bugün tüm dünya ekonomisine bağımlıdır çünkü kâr ekonomisi tüketici ile ihtiyaçları arasına konmuştur. Yediğim yumurtalar Galiçya’dan, tereyağı Danimarka’dan, et Arjantin’den, ekmeğim için tahıl da Amerika’dan, takım elbisem için yün Avustralya’dan, gömleğimin pamuğu, botlarım için deri ve gerekli tabaklama malzemeleri, masa, sandalye, sıra, vs için tahta, hepsi Amerika’dan gelmektedir.
Zamane insanlar ilişkilerini kaybetmişler ve sorumsuzlaşmışlardır. İlişki, insanları bir araya getiren ve onların ihtiyaçlarını karşılamak için birlikte çalışmasını sağlayan bir çekimdir. Bu ilişki, ki onsuz yaşayan insanlar olamayız, dışsallaştırılmış ve şeyleştirilmiştir. Tüccar ürünlerini kimin satın aldığını umursamaz; proleterya ne yaptığını veya nerede çalıştığını umursamaz; teşebbüsün doğal ihtiyaçları karşılama amacı yoktur; teşebbüsün tüm ihtiyaçları karşılayabilecek, düşünmeden, mümkün mertebe çalışmadan, diğer bir deyişle mümkün mertebe tabi kılınan öteki insanların çalışmasıyla, parayla, şeyleri mümkün olan en büyük miktarlarda elde etme şeklinde yüzeysel bir amacı vardır. Para ilişkileri yutmuştur ve dolayısıyla bir şeyden daha fazlasıdır. Amaçlı bir şeyin işareti, ki doğa dışında suni olarak işlenmiştir, artık büyüyememesi, çevresinden malzeme veya enerji çıkaramayıp sakin bir şekilde tüketilmeyi beklemesi, kullanılmadığı takdirde er ya da geç bozulmasıdır. Büyüyen şey kendi hareketine ve kendi nesline sahip olup bir organizmadır. Ve bu bakımdan para suni bir organizmadır; büyür, döl üretir, her nerede olursa olsun çoğalır ve ölümsüzdür.
Fritz Mauthner (Dictionary of Philosophy) “Tanrı” kelimesinin aslen “put” kelimesi ile özdeş olduğunu ve her ikisinin de “dökme (metal)” anlamına geldiğini göstermiştir. Tanrı insanlar tarafından yapılarak hayat bulan, insanların yaşamını kendisine çeken ve sonunda tüm insanlıktan daha güçlü bir hale dönüşen bir üründür.
İnsanoğlunun bugüne kadar fiziken yarattığı tek “dökme metal”, tek put, tek Tanrı paradır. Para sunidir ve canlıdır, para parayı doğurur ve para ve para ve para yeryüzündeki tüm güce sahiptir.
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Ancak bunu göremeyen, bugün de paranın, bu Tanrının insandan çıkmış ve yaşayan bir şeye dönüşmüş, bir şey-olmayanın, ruhtan başka bir şey olmadığını, paranın deliliğe dönüşen yaşamın anlamı olduğunu hala göremez. Para servet ihdas etmez, para servettir; kendi başına (per se) servettir, para hariç hiç kimse zengin değildir. Para gücünü ve yaşamını başka bir yerden alır; para bunları yalnızca bizden edinir; parayı zengin ve bereketli bir biçimde üretken kıldıkça kendimizi, hepimizi yoksullaştırırız ve baltalarız. İnsan kadınlardan yüz binlercesinin artık anne olamadığı neredeyse abartısız bir doğruya dönüşmüştür. Çünkü korkunç para tıpkı bir vampirin erkek ve kadından hayvan sıcaklığını ve erkek ve kadının damarlarından kanını emdiği gibi döl ve sert metal verir. Biz hepimiz dilencileriz ve yoksul garibanlarız ve budalayız çünkü para Tanrıdır ve çünkü para yamyama dönüşmüştür.
Sosyalizm bunun tersine çevrilmesidir. Sosyalizm yeni bir başlangıçtır. Sosyalizm doğaya geri dönüştür, ruhun yeniden bağışlanması, ilişkilerin yeniden kazanılmasıdır.
Bizim neden çalıştığımızı öğrenmekten ve bunu uygulamaktan başka sosyalizme giden başka bir yol yoktur. Günümüz insanlarının ruhlarını sattığı Tanrı ya da şeytan için değil, ihtiyaçlarımız için çalışıyoruz. Çalışma ve tüketim arasındaki bağlantının yeniden yapılanması: işte bu sosyalizmdir. Tanrı şimdilerde çok güçlü ve her şeye kadir hale gelmiştir ki bundan böyle yalnızca teknik bir değişim, takas sisteminde reform ile kaldırılamaz.
Bu yüzden sosyalistler üyelerinin ihtiyaç duyduğunu üreten yeni topluluklar oluşturmalıdır.
Ne insanoğlunu bekleyebiliriz ne de bireyler olarak içimizdeki insanlığı bulup yeniden yaratmadığımız sürece, ortak bir ekonomi ve adil bir takas sistemi için, insanoğlunun birleşmesini bekleyebiliriz.
Her şey bireyle başlar ve her şey bireye bağlıdır. Günümüzde bizi çevreleyen ve zincirleyen şeylerle kıyaslandığında sosyalizm, insanların bugüne kadar üstlenmiş olduğu en devasa görevdir. Bu görev cebir ve zekâ da dâhil dışsal çarelerle gerçekleştirilemez.
Başlangıç noktası olarak biraz yaşamı, yaşayan ruhun dışsal biçimlerini içeren pek çok şeyi hala kullanabiliriz. Eski ortak mülkiyetin kalıntılarına, çiftçilerin ve tarla işçilerinin yüzyıllar önce özel mülkiyete geçmiş olan, asli ortak mülkiyet anılarına sahip topluluklarından ve de tarla ve zanaat işleri için ortak ekonomiyi hatırlatan geleneklerden faydalanılabilir. Çiftçinin kanı pek çok kent proletaryasının damarlarında hala dolaşmaktadır; Kent proletaryası bunu tekrar dinlemeyi öğrenmelidir. Amaç, hala çok uzak olan amaç, bugün genel grev olarak diğer bir deyişle, başkaları, zenginler, putlar ve canavarlık için çalışmayı reddetmek şeklinde adlandırılmaktadır. Genel grev – fakat elbette ki bugün ilan edildiği şekilde ve anlık başarısının çok belirsiz ve nihai başarısızlığının mutlak kesin olduğu başkaldırı ile birlikte kollar çapraz tutulu pasif genel grevden farklı olan genel grev – kapitalistlere şöyle seslenir: “En uzun kimin dayanabileceğini görelim!” Genel bir grev, evet! Fakat aktif olan bir grev, zaman zaman devrimci genel grevle ilişkili, sade dilde “yağmalama” denilenden çok farklı bir eylem. Aktif genel grev yalnızca çalışan insanların faaliyetlerinin, emeklerinin bir gıdımını bile başkalarına vermeyi reddedebildiği, sadece kendi ihtiyaçları, kendi gerçek ihtiyaçları için çalıştığı zaman muzaffer olacaktır. Bu hala çok uzaktır – fakat sosyalizmden hala çok uzak olduğumuzun, uzun, çok uzun bir yola başladığımızın farkında olmayan kim? İşte bu yüzden Marksizmin can düşmanıyız: çünkü Marksizm çalışan insanların sosyalizmle başlamalarını engellemiştir. Tamah ve zorluğun taşlaşmış dünyasından bizleri çıkaracak olan sihirli sözcük “grev” değil, “çalışmak”tır.
Tarım, endüstri ve zanaat, akli ve fiziki çalışma, öğretme ve çıraklık sistemi yeniden birleştirilmelidir; Peter Kropotkin bunu başarma yöntemlerine dair kendi kitabı Tarla, Fabrika ve Atölye’de çok değerli şeyler söylemiştir.
Halktan, tüm halktan, tüm halkımızdan umudumuzu kesmemeliyiz. Elbette bugün halklar yoktur. Devlet ve para halkın, diğer bir deyişle ruhla birleşmiş insanların yerini alırken bireyler bölünmüş insan parçalarına indirgenmiştir.
Yalnızca ilerlemeci ve ruhsal olan bireyler bir kez daha halkın ruhu ile dolduğu zaman, halkın ön bir biçimi yaratıcı insanlarda yaşadığında ve yürekleri, akılları ve elleri ile hakikatte gerçekleşme talep ettiğinde Halk, varlığa döndürülebilir.
Sosyalizm, her tür bilgiyi gerektirse de bir bilim değildir – doğru yolu yürümek adına, hurafeyi ve yanlış yaşamı terk etmek için gerekli bir koşuldur. Bununla birlikte sosyalizm kesinlikle bir sanat, canlı malzemeyle inşa eden yeni bir sanattır.
Şimdi, tüm sınıflardan kadınlar ve erkekler halka varmak için halkı terk etmeye çağrılmaktadır.
Çünkü işte görev budur: halktan umudu kesmemek fakat aynı zamanda halkı beklememek. Her kim içinde taşıdığı halk cevherine hakkını verirse, her kim kendisi gibi başkaları ile bu doğmamış tohumun ve basıncın hayali biçiminin hatırına, sosyalist düzeni gerçekleştirmek için yapılabilecek her şeyi gerçeğe dönüştürmek amacıyla birleşirse halkı halka gitmek üzere terk eder.
Sosyalizm, kendisi için birleşen, var olan adaletsizlik için en derinden tiksinti ve hakiki bir toplum oluşturma için en güçlü arzuyu ve özlem hissini duyanların sayısına bağlı olarak farklı bir gerçekliğe dönüşecektir.
O halde sosyalist haneleri, sosyalist köyleri, sosyalist toplulukları kurmak için birleşelim.
Kültür herhangi bir özel teknoloji biçimine ya da ihtiyaçların tatminine değil, adaletin ruhuna dayanır.
Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir
Kim sosyalizm için bir şeyler yapmak isterse, sezilen ve fakat bilinmeyen neşe ve mutluluğun önsezisinden işe koyulmalıdır. Hala öğreneceğimiz çok şey var: çalışma neşesi, ortak çıkar neşesi ve karşılıklı sabır neşesi. Her şeyi unuttuk yine de hepimiz içimizde onu hala hissediyoruz.
Sosyalistlerin kapitalist pazar ile mümkün mertebe irtibatlarını kestiği ve dışarıdan hala gelmesi gereken değer kadar ihracat yaptığı bu yerleşimler sadece küçük başlangıçlardır ve denemelerdir. Böylelikle insan kitleleri, topluluğun yüreğindeki neşe, kendisi ile mutmain yeni ilkel saadete imrenme ile üstesinden gelecektir ki bunlar ülke üzerinde parlamalıdır.
Gerçeklik olarak sosyalizm yalnızca öğrenilebilir; sosyalizm, tüm yaşam gibi bir girişimdir. Şiirsel sözcükler ve betimlemelerle biçimlendirmeye çalıştığımız her şey – işteki çeşitlilik, akli çalışmanın rolü, en uygun ve en az sorgulanabilir takas aracı biçimi, hukuk yerine sözleşmenin takdimi, eğitimin yenilenmesi, tüm bunlar gerçekleştirme eyleminde gerçeğe dönüşecek ve kesinlikle önceden belirlenmiş bir şablona göre düzenlenecektir.
Muhtemelen ileride, düşünce ve tahayyülde net olarak ortaya konmuş biçimlere sahip toplulukları ve sosyalizm topraklarını beklemiş ve öngörmüş olan kişileri hatırlayacağız. Realite kendi bireysel oluşumlarından farklı görünecektir fakat onların bu imgelerinden kaynaklanacaktır.
Burada Proudhon’u ve onun keskin bir biçimde tanımladığı, sözleşme ve özgürlük ülkesine dair asla belirsiz olmayan tasavvurlarını hatırlayalım. Henry George, Michael Flürscheim, Silvio Gesell, Ernst Busch, Peter Kropotkin, Elise Reclus ve başka pek çok kişi tarafından görülmüş ve tarif edilmiş birçok iyi şeyi hatırlayalım.
Hoşumuza gitse de gitmese de geçmişin varisleriyiz; gelecek nesillerin bizim varislerimiz olması için irade toplayalım ki böylece tüm yaşamımızda ve eylemlerimizde gelecek nesilleri ve çevremizdeki insan kitlelerini etkileyelim.
Bu tümüyle yeni bir sosyalizm, yeniden yeni olan bir sosyalizmdir; zamanımız açısından yeni, ifade açısından yeni, geçmişe dair görüşü açısından yeni, pek çok ruh halleri açısından da yenidir. Neyin var olduğuna yeni bir bakışla bakmamız da gerekmektedir: insan sınıflarına, kurumlara ve geleneklere yeniden bakmalıyız. Şimdilerde köylüleri tümüyle yeni bir ışık altında görüyoruz ve bize nasıl muazzam bir görev (onlara konuşmak, aralarında yaşamak ve içlerinde solan ve körelen şeyleri – dini, dışsal ya da yüce bir güce inanç değil, yaşadığı müddetçe birey insanoğlunun kendi içindeki gücüne ve mükemelleştirilebilirliğine inanç – canlandırmak ve yeniden diriltmek görevi) bırakıldığını biliyoruz. Köylünün ve toprak sahibi olmaya sevgisinin nasıl korkulan olduğunu [biliyoruz]: köylülerin çok fazla toprağı yoktur, çok az toprağı vardır ve bu onlardan alınmamalıdır, onlara verilmelidir. Fakat elbette herkes gibi onların da her şeyden önemlisi ihtiyaç duyduğu şey ortak, komünal ruhtur. Ancak onlarda bu ruh, kentli işçilerdeki kadar çok gömülmüş değildir. Sosyalist yerleşimcilerin sadece mevcut köylere gidip oralarda yaşamaları gerekmektedir ve canlanabilecekleri ve on beşinci ve on altıncı yüzyılda içlerinde olan ruhun bugün bile yeniden uyandırılabileceği görülecektir.
insanlara bu sosyalizmden yeni bir dille bahsedilmelidir. Burada birinci, ilk girişimde bulunulmaktadır. Bizler, bizler ve başkaları bunu daha iyi yapmayı öğreneceğiz. Bizler ruhsuz sosyalist biçim olan kooperatiflere ve amaçsız cesaret olan sendikalara sosyalizmi getirmek istiyoruz.
İstesek de istemesek de konuşma ile kalmayacağız; daha ileri gideceğiz. Şimdiki zaman ile gelecek zaman arasında bir boşluk olduğuna artık inanmıyoruz; biliyoruz: “Amerika ya buradadır ya da hiçbir yerdedir”. Şimdi, şu anda yapmadığımız ne varsa onu hiçbir zaman yapmayacağız.
Tüketimimizi birleştirebilir ve her tür paraziti yok edebiliriz. Kendi tüketimimiz için mal üretmek üzere bir sürü zanaat ve endüstri tesis edebiliriz. Bunda, kooperatiflerin şimdiye kadar ilerlediğinden daha ileriye gidebiliriz, zira onlar kapitalist-yönetimli teşebbüs ile rekabet etme fikrinden hala kurtulamıyorlar. Onlar bürokratik, onlar merkeziyetci; işverene dönüşmenin ve sendikalar üzerinden işçileri ile sözleşme aktetmenin dışında kendilerine yardım edemezler. Tüketici-üretici-kooperatifte her bir kişinin kendisi için hakiki bir takas ekonomisi içerisinde çalıştığı, bu ekonomi içerisinde kârlılığın değil işin verimliliğinin belirleyici olduğu; pek çok teşebbüs biçiminin, ör. küçük teşebbüsün, kapitalizmde kârsız olsa da burada tamamen verimli olduğu ve sosyalizmde hoş karşılandığı onların aklına gelmez.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar:
Yerleşimler kurabiliriz, gerçi bunlar bir çırpıda kapitalizmden tümüyle kaçamazlar. Fakat biz sosyalizmin bir yol, kapitalizmden uzak bir yol olduğunu ve her yolun bir başlangıcının olduğunu biliyoruz. Sosyalizm, kapitalizmden çıkmayacaktır, ondan uzakta büyüyecektir; kendisini kapitalizme kapatacaktır.
Toprak satın alma aracı ve bu yerleşimlerin ilk işletim fonları, sendikalar ve bize katılan işçi grupları vasıtasıyla ve bize ya tamamen katılmış ya da en azından davamıza katkıda bulunan zengin adamlar kanalıyla tüketimlerimiz bir havuzda toplanarak elde edilecektir. Tüm bunları beklemekte ve bu beklentiyi ilan etmekte tereddüt etmiyorum. Sosyalizm çevremizde ve içimizde berbat koşullar yüzünden acı çeken herkesin davasıdır ve çoğu sınıf yakında herkesin bugün şüphe ettiğinden daha çok acıya katlanacaktır. İşçi birlikleri dâhil hiç kimse ahlak ve kendi kefareti açısından parasını tek kalemde vermek ve bu para ile sosyalizmin başlangıcı için toprağı özgürleştirmek dışında sahip olduğu parası ile daha iyi bir şey yapamaz. Toprak özgür olduğunda hiç kimse bu toprağın satın alındığını söyleyemeyecektir – kendisi de bunu hissetmeyecektir bile -. Çok titiz olmayın, siz işçiler: ayakkabı, pantolon, patates, ringa balığı satın alıyorsunuz; siz, çalışan ve acı çeken insanlar, talihinizin şu ana kadar size oynattığı rol ne olursa olsun, kendi özgürlüğünüzü adaletsizlikten satın almak için gücünüzü bir araya toplamanız ve şu andan itibaren kendi topluluğunuz için ihtiyacınız olanı kendi toprağınız üzerinde yapmanız güzel bir başlangıç olmaz mıydı?
Unutmayalım: eğer doğru ruha sahipsek, o zaman toplum için ihtiyaç duyduğumuz her şeye sahibizdir: bir şey hariç: toprak. Toprak için açlık başınıza gelmeli, siz büyük şehrin insanları!
Kendi kültürleri ile sosyalist koloniler toprakta her yerde, kuzeyde, güneyde, doğuda ve batıda, kâr ekonomisinin süfliliğinin ortasında, her ilde dağıldığında ve görüldüğünde, tarifsiz fakat sessiz tutumlarında yaşama sevinci hissedildiğinde imrenme giderek artacaktır. O zaman, inanıyorum ki halk ilerleyecektir. Halk görmeye, bilmeye ve emin olmaya başlayacaktır. Dış görünüşte sosyalistçe, müreffeh ve keyifli yaşamak için sadece tek bir şey eksik olacaktır: toprak. Ve ardından halklar toprağı özgür kılacak ve artık sahte tanrı için değil insanlar için çalışacaktır. Sonra? Sadece başla: en küçük ölçekte ve en az sayıda insan ile başla.
Devlet, diğer bir deyişle hala cahil olan kitleler, imtiyazlı sınıflar ve her ikisinin de temsilcileri, icrai ve idari kast, bu işe başlayanların yolu üzerinde en büyük ve en küçük engelleri yerleştirecektir. Bunu biliyoruz.
Tüm bu engeller, eğer gerçek engeller iseler, onlarla bizim aramızda en küçük bir boşluk bırakılmaması için yakın ve bir arada durmamız halinde yok edilecektir. Bunlar artık sadece beklentilerde, hayallerde, korkulardaki engellerdir. Bunu şimdi görüyoruz: zamanı geldiğinde yolumuzu her tür engelle kapatacaklardır – ve bu yüzden bizler bu arada hiçbir şey yapmamayı seçeceğiz.
Köprüyü, köprüye geldiğimizde geçeceğiz! Şimdi ileri doğru hareket edelim ki böylece çoğalalım.
Hiç kimse halka şiddet uygulayamaz, bu halkın kendisi hariç.
Ve halkımızın büyük bir kısmı adaletsizliğin ve kendilerine bedenen ve ruhen zarar verenin tarafını tutacaktır çünkü ruhumuz yeterince güçlü ve ikna edici değildir.
Ruhumuz ateş almalı, aydınlatmalı, baştan çıkarmalı ve cezbetmelidir.
Konuşma bunu hiçbir zaman tek başına başaramaz; en güçlü, öfkeli ya da en nazik konuşma dahi yapamaz.
Sadece örnek, bunu başarabilir.
Örneklemeliyiz ve yol göstermeliyiz.
Örneklemek ve Fedakârlık ruhu! Geçmişte, günümüzde ve gelecekte, bu şekilde yaşamayı sürdürmenin imkânsızlığından dolayı her daim isyanda olan bu düşünceye fedakârlık üstüne fedakârlık yapılacaktır.
Şimdi, doğru yaşam biçimi için örnek sunmak üzere başka tür fedakârlıklar, kahramanca olmayan, sessiz, etkileyici olmayan fedakârlıklar yapmak gerekmektedir.
Sonra az olan çoğa dönüşecek ve çok olan da az olacak. Yüzlerce, binlerce, yüzbinlerce -çok az çok az!
Yine de engeller aşılacak zira doğru ruh sahibi olanlar kurarak en güçlü engelleri yok edecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir.
Ve nihayet, nihayet çok uzun zamandır parlamış ve alevlenmiş olan sosyalizm, en sonunda ışık yayacak. Ve insanlar ve halklar büyük bir kesinlikle bilecekler: sosyalizm ve sosyalizmi gerçekleştirecek araçlar, tümüyle ve topyekûn, kendi içlerindedir, onların arasında bulunmaktadır ve sadece tek bir şeyden yoksundurlar: toprak! Ve toprağı özgür kılacaklar çünkü hiç kimse halka engel çıkarmayacak zira halk artık sosyalizme gölge etmeyecek.
Sosyalizmi inşa etmek için elinden geleni yapmak isteyen herkese çağrıda bulunuyorum. Sadece şu an gerçektir ve insanlar şu an yapmadığı her şeyi birden yapmaya başlamayacak, sonsuza dek yapmayacaktır. Hedef halktır, toplumdur, topluluktur, özgürlüktür, güzelliktir ve yaşam sevincidir. İnsanların slogan atmasına ihtiyacımız var; bu yaratıcı arzu ile dolmuş herkese ihtiyacımız var; eylem adamlarına ihtiyacımız var. Bu sosyalizm çağrısı, ilk başlangıcı yapmak isteyen eylem adamlarına ithaf olunur.
Bu kelimeleri ve kelimelerin arkasındaki hissiyatı hâlihazırda kendisine ithaf edildiği zaman duymamış olan herkese şimdi kısmen söylenmesine izin verin: insanların bizleri anlayabilmesi için benzeri pek çok fikri seslendirdiğimiz ve yanlış uygulanmış ya da yetersiz eğreti, güncel kelimeleri reddettiğimiz gibi, aynı durum bu kelimenin, sosyalizmin başına da gelebilir. Belki de bu çağrı daha iyi, daha derin ve daha ümit verici bir kelime bulma yolunun da başlangıcıdır. Herkes hâlihazırda bilmelidir ki sosyalizmimizin kırsal, pastoral barış ile sırf ekonomiye ve hayatın gerekleri için çalışmaya adanmış geniş bir yaşam arzusuyla ya da muhteşem rahatlıkla hiçbir ortak yanı bulunmamaktadır. Burada ekonomiden çok konuşuldu; ekonomi kendi yaşamımızın temelidir ve öyle dönüşmelidir ki hakkında az konuşulur hale gelsin. Selam olsun içinde olduğumuz bu zamanda hiç bir ekonomiye ve hiçbir mekâna katlanmayan siz avarelere, berduşlara ve serserilere. Selam olsun yaratıcılığı zamanı aşan sanatçılara. Selam olsun yaşamlarını soba borusunda pörsütmek istememiş siz eski savaşçılara! Bugünün savaş, savaş tehditleri ve vahşilik dünyasında ne varsa hepsi neredeyse tümüyle kimsesizlik ve tamahın yalnızca kaba bir maskesidir: kişilik, vefa ve şövalyelik ender bulunur hale gelmiştir. Selam olsun, hiçbir kelimenin dışarı çıkmadığı kalplerinin derinliklerinde önerileri olan siz kekemelere, siz sessiz olanlara: bilinmeyen yücelik, konuşulmayan mücadeleler, ruhun derinden acı çekişi, delişmen neşeler ve kederler şu andan itibaren hem bireyler hem de halklar açısından insanoğlunun talihi olacaktır.
Siz ressamlar, şairler, müzisyenler bunu biliyorsunuz ve yeni halklardan çıkacak olan gücün ve şevkin ve tatlılığın sesleri şimdiden sizden bahsediyor. Tüm kimsesizliğimizde parçalanmış genç insanlar yaşıyor, sağlam insanlar, eski insanlar, test edilmiş ve onaylanmış, asil kadınlar: orada burada, kendi bildiklerinden daha fazlası olan çocuk kalpli insanlar yaşıyor. Her birinin içinde bir gün yeni insanları ele geçirecek ve şekillendirecek ve ileri sürecek inanç ve büyük neşe ve büyük acının kesinliği yaşıyor. Acı, kutsal acı: gel, ah gel yüreklerimize! Bulunmadığın yerde barış asla olmayacak. Siz hepiniz – ya da o zamanlar çok mu azdınız?- rüyanın güldüğü ve ağladığı siz hepiniz, eylem soluyan siz hepiniz, içinizde derin coşkuyu hisseden siz hepiniz, günümüzde çevremizde olan hırpani saçmalık ve süflilik için değil sefalet ve zorluk denen dava ve delilik ve gerçek sıkıntı için umutsuzluğa kapılmak isteyen siz hepiniz, bugün yalnız olan ve içinde içsel bir biçim, imge ve bastırılmış yaratıcı enerji ritmi barındıran siz hepiniz, yüreklerinizden buyurabilen siz hepiniz: sonsuzluk adına, ruh adına, hakiki yol olmak isteyen imge adına insanoğlu helak olmasın. Bugün kendisine zaman zaman proletarya, zaman zaman burjuva, zaman zaman yönetici kast denen gri-yeşil, kalın çamur ve her yerde, yukarıda ve aşağıda bulunan tiksindirici kütleden başka bir şey değildir. İnsanlar tarafından çarpıtılan bu korkunç itici tamahın, doymuşluğun, yozlaşmanın bundan böyle bizi kirletmesine ve boğmasına izin verilemez: hepsi sosyalizme çağrılmaktadır.
Bu bir ilk sözdür. Daha da fazlası söylenmelidir. Söylenecektir. Burada çağrılan ben ve diğerleridir.
Çev: Nesrin Aytekin
https://itaatsiz.org/?p=5545
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.09.25 01:45 MaevonXSS Pkk/ypg vbb. teröristler, türk nefreti. Ne Zaman akıllanıcaksınız orospu çocukları?

Best gore isimli sitede az bir zaman geçirdim, askerlerimizin șehit ediliș videolari falan vardı bu kahpe orospu evlatları tarafından. Üstüne birde yorumlarda düzinelerce "tüm türkleri öldürün, haritadan silinmeleri gerek hepsinin amına koyayım, hepsini acımasızca katledin haha, bırakın kendi aralarında savașıp birbirlerini öldürsünler lol" tarzı yorumlar okudum. Bu orospu çocuklarına bișey deniycem șimdilik, sözüm kendi ülkesine ve insanlarına aynı bu orospu evlatları gibi davrananlara. Türk'ün türkten bașka dostu yoktur sözü çok doğru burda Türkten kastım türkiye vatandașı oluyor. Türkü lazı çerkezi kürdü çeçeni. Bu ülkede doğup yetișmiș bu topraklarda yemiș içmiș insanlar. "Anasını siktigimin beleșe yeșil kart maaș vatandașlık gibi șeylere konan suriyeli vbb mültecilerden değil amk yanlıș anlamayın" ulan bir savaș çıksa kapıya dayansa nereye kaçıcaksın? Hangi ülke türk mülteci alıcak amk? Ulan hadi aldılar nasıl yașıycaksın orda? Senin türünü sevmezler dıșarda. Senin türünü istemezler, tıpkı bizim suriyelileri istemediğimiz gibi. Ulan tarihtendemi ders çıkaramıyorsunuz o götünü yaladığınız avrupa ülkelerinin birlik olduğunda kaçına karșı savaș verdik? İnsanlarda silah kalmadığında tașlarla sopalarla gittiler hani? Șimdi ise bu ülkenin vatandașı olan orospu çocukları gidiyor bu ülkenin gençlerinin șehit ediliș videoları/görüntüleri üzerinden mizah yapıyor. Cidden ananızı sikeyim miğde bulandırıcı değersiz orospu evlatları. Planım askeriyede kariyer, en az bir 5 yıl yapmak istiyorum minimum uzman çavuș rütbesinde. Çoktan bașvurular, yoklama, belgeler falan halloldu yarin corona testine gidiyorum sabah. İktidar açık bir șekilde ülke için iyi olan herșeyin tam tersi, terörist liderine sayın, vatanın evladına șehidine kelle diyen bir adamdan ne beklersin zaten amk. Olurda o videolardaki baba yiğitler gibi ölürsem diye bırakıyorum bunu buraya, sizin o vatan nefretinizinde, o "kara mizah" ınızında, o kürdistan pkk diye bağıran, bu ülkede pkk bayrağı açanlarında, o pkk bayrağı açanların yandașlarınında, bunları meclise sokanlarında teker teker anasını sikeyim. Ülke ne hale geldi bundan ders almayıp akpye oy veren çomarlara laf yapıp, sonra burda gelip bu vatanın evladı can verirken sesini çıkartmayıp birde buna gülüyorsan o çomardan 10 kat daha büyük bir orospu evladısın, net. İyi geceler, oh be içimi döktüm amk
submitted by MaevonXSS to KGBTR [link] [comments]


2020.09.23 10:38 cilingiir Konaklı Çilingir 7/24 Acil Alanya Anahtarcı 0545...

7/24 acil alanya konaklı çilingir servis numarası 0545 687 80 40
Konaklı’da Çilingir Servisi İçin 7/24 gece gündüz demeden bize ihtiyacınız olduğu her an telefon numaralarımızdan iletişime geçerek uygun fiyatlara çilingir hizmetleri talep edebilirsiniz.
  1. Konaklı Çilingir Ustası Kapıya Zarar Verir Mi? Alanya Konaklı Çilingir ustalarımız bu işe yıllarını vermiş yıllarca anahtarcılık yapan bu işin belgesini almış güvenilir profesyonel kişilerle çalışıyoruz. İşini severek yapan ve müşteri memnuniyetine önem veren ustalarımız bizim gurur kaynağımızdır. Sizde haklısınız daha önce bize hiç iş yaptırmayan müşterilerin hep kafalarında soru işaretleri oluyor ta ki bizden hizmet alana kadar. Bizden hizmet aldıktan sonra anlıyorlar ki yanılmışlar ve güvensizliğin sadece bir ön yargıdan ibaret olduğunu anladıktan sonra iş bitiminde teşekkür eden müşterilerimiz bizim bu yolda daha güçlü adımlar atmamıza sebep olan kıymetli müşterilerimizdir.
  2. Konaklı’da Şuan Müsait Anahtarcı Ustası Var Mı? Bize ihtiyacınız olduğu her an Alanya Konaklı bölgesinde müsait çilingir ustamız var telefon numaralarımızdan hızlıca ulaşabilirsiniz. O müsait değilse diğeri var. Bulunduğunuz konumun neresi olduğunu bilmediğimiz için net süre vakit veremiyoruz ama Konaklı merkezde yaşıyorsanız hiç sorun değil 10 dakika ya da en geç 20 dakika gibi kısa sürede talep ettiğiniz bölgeye adresinize ustamız ulaşmış olacaktır. Ve artık yapacağı işin detayını bilmediğimiz için net şekilde yazamıyoruz ama Örnek: Kapı anahtarını kayıp ettiniz kapıda kaldınız eve giremiyorsunuz, Ya da anahtarınız kırıldı, ya da anahtarı evin içinde unuttunuz hiç dert etmeyin çilingir ustalarımız 10 - 15 dakika gibi kısa sürede sorunu halleder. Sizde evinize rahat bir şekilde girebilirsiniz gece gündüz demeden bizlere telefon numaralarımızdan ulaşabilirsiniz 7 gün 24 saat kesintisiz hizmetimiz vardır.
  3. Konaklı’da Nöbetçi Çilingir Var Mı? Konaklı ve mahallelerine hizmet vermesi için her gece Konaklı’da nöbetçi çilingir ustalarımız vardır. Nöbetçi çilingir listesi haftalık olarak belirlenir hangi günler nöbetçi kalacağını ustalarımız daha önceden biliyordur ustalarımız kendi aralarında müsait olmadığı günlerde değişiklik yapabilirler ama hizmette sorun yaşatmazlar. Siz bizi aradığınız dakikadan itibaren ustamız sizin adresinize doğru yol alır ve hızlıca adresinize ulaşırlar. Artık kilit değiştirme, çelik kapı açma, yapacağı işin hiç önemi yok hangi çilingir hizmetini talep ederseniz edin ustalarımız bu konuda eğitimli ve bu işe yıllarınız vermiş ustalardır. Sorun yaşamadan hizmet alacağınıza emin olun çünkü kötü ustalar geçmişimizde kaldı işini seven işine ve müşterimize saygısı olan ise hala çalışmaya devam ediyor, Alanya Konaklı nöbetçi çilingir servisi var mı sorusuna yeterince açıklık getirebilmiş olmayı umut ediyoruz.
  4. Konaklı Çilingir Fiyatları Ne Kadar? Konaklı’da Çilingir Fiyatlarının değişimine sebep olan etkenleri söyle sıralayalım yol, mesafe, zaman, konum ve yapılacak işin uzunluğu ve yoruculuğu. Size ezbere cevap vermemek adına çok bir şey yazamıyoruz ama 7/24 gece gündüz demeden iletişime geçerek talep ettiğiniz iş ile ilgili net fiyat bilgisi alabilirsiniz. Ön bilgi olması adına kısaca size söylemem gerekirse kilitsiz kapı açma ücreti kilitli kapı açma ücretine göre biraz daha uygun olur çünkü kilitsiz kapı açma işi kilitli kapı açmaktan daha kolaydır ondan dolayı biraz daha ekonomiktir. Umarım sizin kapı kilitli değildir, Konaklı’da çilingir kapı açma ücreti ne kadar sorusuna cevap olmuştur inşallah.
  5. Konaklı’da Verdiğiniz Çilingir Hizmetleri Nelerdir? Konaklı Çilingir Servisi olarak verdiğimiz hizmetleri şu şekilde sıralayabiliriz. Çelik kapı açma, Kapı kilidi açma, Kapı göbeği açma, Çelik kasa göbeği değiştirme, Para kasası açma, iç kapı kilidi açma, Şifreli Kilit Açma, Anahtar yedekleme, Ev kapısı göbeği değiştirme, Kapı kilidi değiştirme, Kapı göbeği değiştirme, Ev kapısı kilidi açma, Kapı anahtarı kopyalama, Çelik kapı kilidi açma, Çelik kapı kilidi tamiri, Kapı göbeği açma, Kapı kilidi göbeği açma, Arızalı kilit değişimi, kapı açma şifre değiştirme, Çelik kapı kilidi tamiri gibi farklı hizmetlerimiz var. Çilingir hizmetleri üzerine aklınıza gelebilecek ne iş varsa üstesinden gelebiliriz sizin de bahsettiğimiz hizmetlere ihtiyacınız varsa hemen bizi arayın lütfen ustamızı gönderelim.
  6. Konaklı’da Pazar Gün Çilingir Servisi Var Mı? Konaklı çilingir servisi pazar günde dâhil olmak üzere gece gündüz özel günler demeden bize ihtiyacınız olduğu her an yılın 365 günü, ayın 31 günü, günün 24 saati telefon numaralarımızdan bize ulaşıp Konaklı çilingir hizmeti talep edebilirsiniz. O an müsait olan elinde iş olmayan Konaklı anahtarcı ustasını hızlı bir şekilde adresinize yönlendirmekteyiz merak etmeyin siz bile şaşıracaksınız ne kadar hızlı hizmet aldığınız için çünkü sorunsuz işini seven işine saygısı olan ustalar ile çalışmaktayız buda bizi gururlandırıyor.
  7. Konaklı’da Bana En Yakın Çilingir Nereden Gelecek? Konaklı’da en yakın çilingir size aynı mahallede hizmet veren ustalarımızdan gelecek, sizinle aynı mahallede hizmet veren ustamız yok mu? Dünyanın sonu değil. Bizde diğer komşu mahallenizdeki ustayı göndeririz hızlıca soruna çözüm üretir ve sorununuzu giderir. Bu kadar nasıl eminsiniz? Diyecekler olacaktır aranızda. Eminiz ustalarımıza güveniyoruz yeni değiller çünkü bu işe yıllarını vermiş emekçi insanlar işinde gücünde olan insanın kendisine ve müşterisine saygısı olur saygısız hizmet verenlerle çalışmıyoruz sizlerden geri bildirim sonucunda bizde hizmet veren ustalarımızı uyarıyoruz sorun tekrar ederse artık çalışmıyor yollarımızı ayırıyoruz.
Alanya Konaklı’da çilingir servisi araştıran kullanıcılarımıza söylememiz gerekirse Alanya 330.000 bin nüfusu ile Türkiye’nin 23 şehrini geride bırakmış muhteşem denizi turist turizmi ve Alanya muzu ile ünlü Antalya’nın en büyük 3. İlçesidir. Konaklı 17.000 bin nüfusu ile diğer 97 mahalleyi gerisinde bırakmış Alanya'nın en büyük 5.mahallesidir.
submitted by cilingiir to u/cilingiir [link] [comments]


2020.09.23 10:31 cilingiir Cikcilli Çilingir 7/24 Acil Alanya Anahtarcı 0545...

7/24 acil Alanya Cikcilli çilingir servis numarası 0545 687 80 40
Alanya Cikcilli’de Çilingir Servisi İçin 7/24 gece gündüz demeden bize ihtiyacınız olduğu her an telefon numaralarımızdan iletişime geçerek uygun fiyatlara çilingir hizmetleri talep edebilirsiniz.
  1. Cikcilli Çilingir Ustası Kapıya Zarar Verir Mi? Alanya Cikcilli Çilingir ustalarımız bu işe yıllarını vermiş yıllarca anahtarcılık yapmış bu işin belgesini almış profesyonel ustalar ile hizmet veriyoruz. İşini severek yapan ve müşteri memnuniyetine önem veren ustalarımız bizim gurur kaynağımızdır. Sizde haklısınız daha önce bize hiç iş yaptırmayan müşterilerin hep kafalarında soru işaretleri oluyor ta ki bizden hizmet alana kadar. Bizden hizmet aldıktan sonra anlıyorlar ki yanılmışlar ve güvensizliğin sadece bir ön yargıdan ibaret olduğunu anladıktan sonra iş bitiminde teşekkür eden müşterilerimiz bizim bu yolda daha güçlü adımlar atmamıza sebep olan kıymetli müşterilerimizdir.
  2. Cikcilli’de Şuan Müsait Anahtarcı Ustası Var Mı? Bize ihtiyacınız olduğu her an Alanya Cikcilli bölgesinde müsait çilingir ustamız var telefon numaralarımızdan hızlıca ulaşabilirsiniz. O müsait değilse diğeri var. Bulunduğunuz konumun neresi olduğunu bilmediğimiz için net süre vakit veremiyoruz ama Cikcilli merkezde yaşıyorsanız hiç sorun değil 10 dakika ya da en geç 20 dakika gibi kısa sürede talep ettiğiniz bölgeye adresinize ustamız ulaşmış olacaktır. Ve artık yapacağı işin detayını bilmediğimiz için net şekilde yazamıyoruz ama Örnek: Kapı anahtarını kayıp ettiniz kapıda kaldınız eve giremiyorsunuz, Ya da anahtarınız kırıldı, ya da anahtarı evin içinde unuttunuz hiç dert etmeyin çilingir ustalarımız 10 - 15 dakika gibi kısa sürede sorunu halleder. Sizde evinize rahat bir şekilde girebilirsiniz gece gündüz demeden bizlere telefon numaralarımızdan ulaşabilirsiniz 7 gün 24 saat kesintisiz hizmetimiz vardır.
  3. Cikcilli’de Nöbetçi Çilingir Var Mı? Cikcilli ve mahallelerine hizmet vermesi için her gece Cikcilli’de nöbetçi çilingir ustalarımız vardır. Nöbetçi çilingir listesi haftalık olarak belirlenir hangi günler nöbetçi kalacağını ustalarımız daha önceden biliyordur ustalarımız kendi aralarında müsait olmadığı günlerde değişiklik yapabilirler ama hizmette sorun yaşatmazlar. Siz bizi aradığınız dakikadan itibaren ustamız sizin adresinize doğru yol alır ve hızlıca adresinize ulaşırlar. Artık kilit değiştirme, çelik kapı açma, yapacağı işin hiç önemi yok hangi çilingir hizmetini talep ederseniz edin ustalarımız bu konuda eğitimli ve bu işe yıllarınız vermiş ustalardır. Sorun yaşamadan hizmet alacağınıza emin olun çünkü kötü ustalar geçmişimizde kaldı işini seven işine ve müşterimize saygısı olan ise hala çalışmaya devam ediyor, Alanya Cikcilli nöbetçi çilingir servisi var mı sorusuna yeterince açıklık getirebilmiş olmayı umut ediyoruz.
  4. Cikcilli Çilingir Fiyatları Ne Kadar? Cikcilli’de Çilingir Fiyatlarının değişimine sebep olan etkenleri söyle sıralayalım yol, mesafe, zaman, konum ve yapılacak işin uzunluğu ve yoruculuğu. Size ezbere cevap vermemek adına çok bir şey yazamıyoruz ama 7/24 gece gündüz demeden iletişime geçerek talep ettiğiniz iş ile ilgili net fiyat bilgisi alabilirsiniz. Ön bilgi olması adına kısaca size söylemem gerekirse kilitsiz kapı açma ücreti kilitli kapı açma ücretine göre biraz daha uygun olur çünkü kilitsiz kapı açma işi kilitli kapı açmaktan daha kolaydır ondan dolayı biraz daha ekonomiktir. Umarım sizin kapı kilitli değildir, Cikcilli’de çilingir kapı açma ücreti ne kadar sorusuna cevap olmuştur inşallah.
  5. Cikcilli’de Verdiğiniz Çilingir Hizmetleri Nelerdir? Cikcilli Çilingir Servisi olarak verdiğimiz hizmetleri şu şekilde sıralayabiliriz. Çelik kapı açma, Kapı kilidi açma, Kapı göbeği açma, Çelik kasa göbeği değiştirme, Para kasası açma, iç kapı kilidi açma, Şifreli Kilit Açma, Anahtar yedekleme, Ev kapısı göbeği değiştirme, Kapı kilidi değiştirme, Kapı göbeği değiştirme, Ev kapısı kilidi açma, Kapı anahtarı kopyalama, Çelik kapı kilidi açma, Çelik kapı kilidi tamiri, Kapı göbeği açma, Kapı kilidi göbeği açma, Arızalı kilit değişimi, kapı açma şifre değiştirme, Çelik kapı kilidi tamiri gibi farklı hizmetlerimiz var. Çilingir hizmetleri üzerine aklınıza gelebilecek ne iş varsa üstesinden gelebiliriz sizin de bahsettiğimiz hizmetlere ihtiyacınız varsa hemen bizi arayın lütfen ustamızı gönderelim.
  6. Cikcilli’de Pazar Gün Çilingir Servisi Var Mı? Cikcilli çilingir servisi pazar günde dâhil olmak üzere gece gündüz özel günler demeden bize ihtiyacınız olduğu her an yılın 365 günü, ayın 31 günü, günün 24 saati telefon numaralarımızdan bize ulaşıp Cikcilli çilingir hizmeti talep edebilirsiniz. O an müsait olan elinde iş olmayan Cikcilli anahtarcı ustasını hızlı bir şekilde adresinize yönlendirmekteyiz merak etmeyin siz bile şaşıracaksınız ne kadar hızlı hizmet aldığınız için çünkü sorunsuz işini seven işine saygısı olan ustalar ile çalışmaktayız buda bizi gururlandırıyor.
  7. Cikcilli’de Bana En Yakın Çilingir Nereden Gelecek? Cikcilli’de en yakın çilingir size aynı mahallede hizmet veren ustalarımızdan gelecek, sizinle aynı mahallede hizmet veren ustamız yok mu? Dünyanın sonu değil. Bizde diğer komşu mahallenizdeki ustayı göndeririz hızlıca soruna çözüm üretir ve sorununuzu giderir. Bu kadar nasıl eminsiniz? Diyecekler olacaktır aranızda. Eminiz ustalarımıza güveniyoruz yeni değiller çünkü bu işe yıllarını vermiş emekçi insanlar işinde gücünde olan insanın kendisine ve müşterisine saygısı olur saygısız hizmet verenlerle çalışmıyoruz sizlerden geri bildirim sonucunda bizde hizmet veren ustalarımızı uyarıyoruz sorun tekrar ederse artık çalışmıyor yollarımızı ayırıyoruz.
Alanya Cikcilli’de çilingir servisi araştıran kullanıcılarımıza söylememiz gerekirse Alanya 330.000 bin nüfusu ile Türkiye’nin 23 şehrini geride bırakmış muhteşem denizi turist turizmi ve Alanya muzu ile ünlü Antalya’nın en büyük 3. İlçesidir. Cikcilli Mahallesi 20.000 bin nüfusu ile diğer 99 mahalleyi gerisinde bırakmış Alanya'nın en büyük 3. Mahallesidir.
submitted by cilingiir to u/cilingiir [link] [comments]


2020.09.22 20:28 Retrace123 AMINA KODUMUN ÜLKESİNDE DELİRİCEM AMK

ADAM(nicki Dragon play) 3 GÜNDÜR YOUTUBE YORUMLARINDA BENİMLE ŞUNU TARTIŞIYOR AMK COCU YİNE SİNİRLENDIM BAK . YAZMIŞIMKİ ORAYA DUBLAJ KÖTÜ OLMUŞ HAY ALLAH İNŞALLAH GİBİ KELİMELER KULLANILIYOR ORRRUSSSSPUUUU ÇOCUUUU BANA YAZIYORKİ gayet güzel dublaj. DİYORUMKİ dinleri ortaya katmasınlar. DİYORKİ ne yani başkaları hay allah inşallah söyliyemez mi ? BU NOKTADA TÜRKÇEYI UNUTTUM NEYSE SONRA AMINA KODUMUN DIĞER MALI GELİYOR DİYORKİ ne alakası var kardeşim ateistler bile agız alıskanlığı ile söylüyor.BAK DELİRİCEM AMK. BEN DUBLAJ KÖTÜ DİYORUM. DİNLER ORTAYA KATILMAMLI DİYORUM AMA ORRRUSPU ÇOCUKLARİ NE DİYOR. AMINA KOYİM BU KADAR MI MAL OLUR İNSANLAR . NEYSE AGA SONRA DİGERİ(dragon play) DİYORKİ ayn . BEN DE SONRA CEVAP OLARAK sekülerizm ilan edilse diyemez DİYORUM .KEŞKE DAHA AÇIKLAYICI OLSAYDIM BU MALLARA KARŞI. SONRA DRAGON PLAY DENİLEN APTAL ORUSPU EVLADI ne alaka kardeşim ? Allaha inanan her insan kendi dillinde elbet öyle kelimeler söylüyor . BAK HARBİDEN ÇILDIRCAMM AMK. BEN NE DİYOM O NE DİYO TSUBASAYI MÜSLÜMAN YAPTİ ORUL ORUL ORRUSPU ÇOCUĞU . AGA DELİ MÜ EDECEKSİNİZ İNSANİ YA LAN BEN DİYORUM SİKTİMİN ÇİZGİ DİZİSİNİ HİÇBİR DİNİN ARAYA SOKUŞTURLMADAN DUBLAJLANMIŞ HALİNİ İZLEMEK İSTİYORUM . SONRA DEDİMKI kendi dili değil arapca . BAK BANA DİYORKİ ne zamandan beri anime arapça japonyanın yaratığı bir şey . OLUM BAK LAN BEN ANİME ARAPÇA MI DEDİM .HAY ANANI SİKEYİM SENİN . SONRA DEDİMKİ inşallah ve alllah arapçadır. BAK SONRA ORGAZM OLMAMI SAĞLAYAN O KELİMELER DİLİNDEN DÖKÜLÜYOR ne olmuş yani ? sirf Allah , İnşallah arapça diye o sözleri kendi dillerinde soyleyelermez mi ? her bir soz basqa dilde soylene bilir. sonucta dünyada bir çok dil var. ÖNCELİKLE ANANI AVRADINI TÜRKÇENİ SİKEYİM ARTIK ARAPÇA KONUŞMAKTAN TÜRKÇE KONUŞMAYI BİLMİYOR HA AGA BANA IRKÇI DEMEYİN BANA KALIRSA DÜNYADA TEK DİL OLSUN BEN SADECE DİNLER ORTAYA KATILMASİN DİYORUM . NEYSE BUNA KARŞI :d YAZDIM. ADAM GELMİŞ DİYORKİ kardeşim burda dine ya da başka bir şeye sayqısızlık falan yok sadece baska dilde olan bir sözcüğü kendi dillerinde söylüyorlar bunda büyütülecek bir şey yok . YA BAK AMINA KODUMUN ANİMESCİSİ GÖTÜNLE MI ALGILAMA YAPIYORSAN BİLMEME AMA ANANI AVRADINI SÜLALENİ ULU ORTA YERDE ÖYLE BİR SİKERİM Kİ O PPNDEKİ EJDERHA RESMİ ANANIN AMINA GİRER. BEN SON DERECE SAKİN BİR ŞEKİLDE kardeşim ben zaten deistim yazıyorum. BANA DİYORKİ neyi? LAN BU AMINA KODUMUN ÜLKESİNE ACİLEN BEYİN NAKLİ YAPILMALİ NOKTA MK.
submitted by Retrace123 to kopyamakarna [link] [comments]


2020.09.20 18:15 Real-Manufacturer793 ingilizce roller

Evet çetelerde ingilizce roller rol kalitesini arttırıyor olabilir ancak herkesin bildiği gibi ülkenin max %15i ingilizce biliyor ve bilmeyen insanlar ya rollerden soğuyor yada youtubeçu arkadaşlardan altyazı eklemesi için haklı bir şekilde ısrarcı oluyor. Sizce birilerinin birkaç videoya altyazı ekleyerek sorunu anlık çözmesi yerine yönetim ekibinin kökten bir çözüm getirmesi daha mantıklı değil mi ?
submitted by Real-Manufacturer793 to Vorp [link] [comments]


Allah, bizi sevmeyen insanlardan değil, Seviyormuş gibi yapan insanlardan korusun... İNSANLAR NEDEN EŞİT DEĞİL? / Kerem Önder İNANILIR GİBİ DEĞİL Ajda Pekkan - İnanılır Gibi Değil - YouTube Müslüman Görünen Cinlerin Hüddama Oyunu İnsanlar Göründüğü gibi değildir. Sahte Ateist ve Agnostikler Ra'd Beats - İnsanlar Neden Bu Kadar? (Video Klip) Dünya Yalan Değil İnsanlar Yalan  Sıddık Doğan Allah bizi sevmeyen insanlardan değil, Seviyormuş gibi yapan insanlardan korusun... O Değil de, İyi İnsanlar İyi ki Varsınız - Good People

İnsanlar Sandığımız Kadar Özel Değil Arkeofili

  1. Allah, bizi sevmeyen insanlardan değil, Seviyormuş gibi yapan insanlardan korusun...
  2. İNSANLAR NEDEN EŞİT DEĞİL? / Kerem Önder
  3. İNANILIR GİBİ DEĞİL
  4. Ajda Pekkan - İnanılır Gibi Değil - YouTube
  5. Müslüman Görünen Cinlerin Hüddama Oyunu
  6. İnsanlar Göründüğü gibi değildir. Sahte Ateist ve Agnostikler
  7. Ra'd Beats - İnsanlar Neden Bu Kadar? (Video Klip)
  8. Dünya Yalan Değil İnsanlar Yalan Sıddık Doğan
  9. Allah bizi sevmeyen insanlardan değil, Seviyormuş gibi yapan insanlardan korusun...
  10. O Değil de, İyi İnsanlar İyi ki Varsınız - Good People

O Değil de, İyi İnsanlar İyi ki Varsınız - Good People ... geceleri kapı önlerinde eskisi gibi çekirdek yemek isteyen, mahalle çeşmesinden mahalle maçından sonra kana kana su içmeyi ... Destek olmak için lütfen abone olun, videoyu paylaşın ve beğenin... Yeni videolardan haberdar olmak için kanalımıza abone olabilirsiniz. Seyirhanem Resmi Youtube Kanalı seyirhanem.org'un ... Bilindiği üzere cinler insanlar gibi topraktan değil ateşin dumansız alevinden yaratılmışlardır. Fakat onlar da insanlar gibi toplumsal yaşantıları olan bir ümmettirler. Yiyip ... Ömer ŞAHİN Bildiğin Gibi Değil 2018 KARANLIKDERE ÇIĞLILAR Ozan KIYAK - Duration: 3:21. Bozlakcı Emirhan KIYAK Recommended for you. 3:21. The last mouse trap you will ever need!! İnsanlar Göründüğü gibi değildir. Sahte Ateist ve Agnostikler ... konular ve ideolojiler olunca art niyetli olanlar bu düşüncelerini gizleyerek sizinle iletişimde olabilir veya dost ... İbrahim Tatlıses - Azer Bülbül - Kıvırcık Ali - Saçlarını Yol Getir -İbo Şhow - Canlı Tv Kaydı -2007 - Duration: 5:56. Mehmet Yeşilgül 383,518 views Yeni videolardan haberdar olmak istiyorsanız abone olabilirsiniz. Yeni video yüklediğimizde bildirim almak istiyorsanız zil işaretine basmalısınız. Videoyu beğendiyseniz, beğenmeyi ... İnsan gibi insanlar neden bu kadar? İnsanlar neden bu kadar yoksul zengin aç tok kötü iyi diye sorgulamayıp insanlar neden bu kadar dersek tüm çözümler bizim olur. Yusuf Haskılıç Ra'd Abone Olun: https://goo.gl/uJByig Ajda Pekkan'ın, 10 Eylül 1991'de yayınladığı, Emre Grafson Müzik yapımı olan on üçüncü stüdyo albümü 'Seni Seçtim' Emre Müz... There are three people whose salah does not rise above their ears! / Kerem Önder - Duration: 9:53. İhramcızâde İlim Yayma 1,096,235 views